Türk Bilim İnsanı Türker Kılıç Bilime Vicdan Katıyor
Puan vermedi·192 syf.··
2026 54. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 13:55
Harvard’da yürüttüğü beyin tümörleri araştırmalarıyla daha sonra kanser tedavisinde kullanılan Glivec ilacının geliştirilme sürecine katkı sunmuş, Einstein ve Bertrand Russell’ın da kurucu fikirleri arasında yer aldığı Dünya Sanat ve Bilim Akademisi ile Avrupa Bilim ve Sanat Akademisi’ne seçilen dünyaca tanınmış Türk nörobilimci ve beyin cerrahı Türk Bilim İnsanı Türker Kılıç'ın bu eseri, yalnızca popüler bilim kategorisinde değerlendirilemeyecek kadar geniş bir düşünsel çerçeveye sahiptir. Kitap; nörobilimden ontolojiye, sistem teorisinden etik ve medeniyet tartışmalarına kadar uzanan disiplinlerarası bir yaklaşım ortaya koyar. Bu yönüyle eser, modern insanın yaşadığı epistemolojik ve varoluşsal krize karşı yeni bir paradigma önerisi geliştirmeye çalışan çağdaş düşünce metinlerinden biri olarak okunabilir. Eserin en güçlü tarafı, bilimi yalnızca teknik bir bilgi üretim alanı olarak görmemesidir. Türker Kılıç, modern bilimin ulaştığı sonuçların insanlık tasavvurunu da dönüştürmesi gerektiğini savunur. Özellikle beynin çalışma biçiminden hareketle geliştirdiği “bağlantısallık” yaklaşımı, kitabın hem bilimsel hem de felsefi omurgasını oluşturur. Kılıç’a göre gerçeklik; birbirinden kopuk nesnelerin toplamı değil, ilişkiler ağıdır. Kılıç, insanın zihinsel süreçlerini bir "enformasyon ırmağı" olarak ele alır. 86 milyar nörondan oluşan bu yapı, dış dünyayı salt fiziksel bir gerçeklik olarak değil, bir "ilişkiler ağı" ve "bilgi işleme modeli" olarak algılar. Bu bakış açısı, evrenin birbiriyle bağlantılı olduğu gerçeğini bilimsel bir temele oturtur. Beyindeki bilinç nasıl tek bir nöronda değil bağlantı örüntülerinde ortaya çıkıyorsa; toplum, kültür, etik ve medeniyet de ilişkisel bir bütünlük içinde anlam kazanır. Bu düşünce, klasik pozitivist ve indirgemeci bilim
Bilim/Felsefe
Yeni Bilim: Bağlantısallık - Yeni Kültür: YaşamdaşlıkTürker Kılıç · Ayrıntı Yayınları · 2021270 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 7. kitabı
Modern çağın en büyük problemi ne biliyor musunuz? Yorgunluk değil, hissizleşmek. Sürekli bir şeyler izliyoruz, kaydırıyoruz, tüketiyoruz… ama gerçekten ne hissediyoruz? İşte bu kitap tam da o noktaya dokunuyor. Beynimizin ödül sistemiyle, alışkanlıklarımızla ve “mutluluk sandığımız küçük kaçışlarla” yüzleştiriyor bizi. Kitap boyunca dopamin sadece bilimsel bir terim gibi anlatılmıyor. Adeta modern insanın görünmez patronu gibi ele alınıyor. Telefon bildirimleri, sosyal medya, hızlı tüketim, sürekli yeni bir şey isteme hali… Hepsi beynimize küçük dopamin patlamaları yaşatıyor. Ama sorun şu: Kolay gelen dopamin, zor gelen mutluluğa dönüşüyor. Yani kısa süreli hazlar arttıkça, uzun süreli tatmin azalıyor. Ve bir noktadan sonra hiçbir şey yeterince heyecan vermemeye başlıyor. Kitap burada bir gerçekle yüzleştiriyor insanı: Belki de yorgun değiliz. Belki sadece sürekli uyarıldığımız için artık hiçbir şeyi gerçekten hissedemiyoruz. Kitap sadece problemi göstermiyor, çıkış yolu da sunuyor. Ama öyle “mucize sabah rutiniyle hayatın değişsin” tarzı değil. Daha gerçek, daha uygulanabilir şeyler: - Telefonla araya mesafe koymak, - Küçük disiplinler oluşturmak, - Zihni sürekli ödül aramaktan çıkarmak, - Yavaşlamayı öğrenmek, - Gerçek keyiflerle yeniden bağ kurmak… Aslında kitap sana şunu söylüyor: “Mutluluk sürekli zirvede hissetmek değil; sade şeyleri tekrar hissedebilmek.” Çünkü sürekli dopamin kovalamak insanı mutlu etmiyor; sadece daha fazlasını isteyen birine dönüştürüyor.
Kalk Bi Dopamin DemleSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 20246,6bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·423 syf.··
2026 5. kitabı
Kitabı bir kahraman etrafında şekillen olaylar silsilesi veya eylemler bütünü olarak okumaya çalıştığımda çok defa elimden bıraktım, bir şeyler olacak umuduyla sayfaları çevirirken fazla basit gelmeye başladı. Kitabın adından olsa gerek, büyülü bir atmosfer beklentisi romanın önemini kavramaya engel oluyor. Halbuki Hans Castorp’un yalnızca bir başkahraman değil, modern insanın tereddüdünün, ertelenmiş hayatının ve kararsızlık halinin ete kemiğe bürünmüş hâli olduğunu kavrayınca işler biraz daha kolaylaşıyor. Farketmesi biraz sabır isteyecek şekilde, Castorp büyük idealleri olan bir kahraman olarak değil, sıradanlığın içindeki bir gerilim olarak kurgulanıyor. Romanın daha başından “çok da genç, hayata pek öyle sağlam kök salmamış” cümlesi karakterin nasıl temessül edeceği, ne surette karşımıza çıkacağına dair biraz gizem katıyor. Bence Hans dünyaya tam yerleşememiş bir insandır. Davos’a hasta kuzenini görmek için gittiği iki günlük yolculuk maddî olmaktan çok manevîdir, aşağıdaki düz dünyadan yukarıdaki askıya alınmış zamana geçişi yansıtır. Kahraman hayata karışmak için değil, hayattan uzaklaşmak için yola çıkar. Bu noktada Hans Castorp etkin değil, edilgen bir rol üstlenir. O, olayları başlatmaz, olayların içinden geçen bir karakterdir. Castorp’un fiiliyatı iradesinden değil, çağının bütün çelişkilerini üzerine çekebilmesinden kaynaklanır. “Ne bir dahi, ne de bir aptaldı” cümlesi de genel bağlamda önemlidir. Mann, onu hâkir görerek, istihkâr ederek değil, dikkatlice sıradanlaştırır (sf 46). Çünkü asıl trajedi olağanüstü insanların değil, yönünü bulamayan sıradan insanların trajedisidir. Hans’ın problemi yeteneksizlik değil, amaçsızlıktır, kendisi pekâlâ yeni yetme bir mühendistir sonuçta. Büyük anlatıların çözüldüğü, Tanrı’nın sustuğu, ilerleme fikrinin
Edebiyat
Büyülü Dağ - Cilt 1Thomas Mann · Can Yayınları · 2019725 okunma
“Hız çağında unutulan şey: tefekkür”
10/10
·104 syf.·
2026 24. kitabı
10/10 Tefekkür Yaşamı üzerine konuşalım—bu kitap kısa ama düşündürdüğü alan çok geniş. Byung-Chul Han burada aslında modern insanın en büyük kaybını işaret ediyor: düşünme ve durma yetisini. Ona göre biz artık “yaşayan” değil, sürekli üreten ve tüketen varlıklar haline geldik. Bu yüzden de “tefekkür” yani derin düşünme, içe dönme, anlam arama hali neredeyse yok oluyor. Kitabın temel fikrini şöyle özetleyebiliriz: İnsan sadece eylemle değil, eylemsizlikle de var olur. Ama burada “eylemsizlik” tembellik değil. Han’ın kastettiği şey: * Durabilmek * Sessizlikte kalabilmek * Kendinle baş başa kalabilmek * Bir şeyi hemen tüketmeden, üzerinde düşünebilmek Bugünün dünyasında ise tam tersi var: * Sürekli meşguliyet * Sürekli dikkat dağınıklığı * Sürekli bir şey yapma baskısı Han buna “performans toplumu” diyor. Yani kimse seni zorlamasa bile sen kendini zorluyorsun. ⸻ Kitabın felsefi damarı Han, Hannah Arendt’in “vita activa” (eylem yaşamı) kavramına karşı, “vita contemplativa”yı (tefekkür yaşamı) yeniden hatırlatıyor.
Tefekkür YaşamıByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024363 okunma
İşbu kitap ve kitap incelemeleri hakkında
10/10
·242 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2026 23:05
Ufak bir girizgâh Bir süredir, okuduğum kurgusal kitaplar dışındaki kitaplar hakkinda inceleme yazmamaya karar vermiştim. Bunun sebebi -bazen üşenmemin dışında- kurgu-dışı denilen düşünce yoğunluklu kitapları değerlendirmek için gereken olgunluğa henüz sahip olmadığımı düşünmemdi. Açıkçası hala böyle düşünüyorum, ancak incelemelerimin -düşünce ve eserleri metalaştırmadığı sürece- mükemmel olmak zorunda olmadıklarını, dağınık fikirlerin derli toplu bir yapıya büründürüldüğü bu metinlerin iyi bir öğrenme yöntemi olmasının yanında fikirlerin olgunlaşması için bir ortam, ve geriye dönüp bakılabilecek bir anıt taşı sağladığını düşünüyorum. Bu sebeplerden dolayı, inceleme yazma eylemi risklerinden arındırılıp faydalarıyla beni cezbetmiş oldu. Tabii ki, bu gibi eserlerin incelemelerinde kurgusal olanlara göre daha temkinli yaklaşacağım. Bu, hem sahip oldukları didaktik anlatım tarzından, hem de saygı duyduğum içeriklerinden dolayıdır. (romanların içeriklerine saygı duymadığım anlamına gelmiyor, tabii ki.) Eser Eseri incelemeye başlamadan önce, çevirmen ve yayınevine değinmekte fayda görüyorum. Külliyat yayınlarının kuruluş amacı ve sahip oldukları "manifesto", kültür tarihine ilişkin bu ve benzer kitapların özünü oluşturan probleme ve çözüm arayışına parmak basıyor. Medeniyet problemi. Handiyse her çağda tartışılıp budaklanmış olan bu sorunu ele almaya cüret etmeyeceğim, ancak önsöz ve "manifesto"da da bahsedildiği gibi "Dünyanın, bütün kültürlere varoluş ve hayat hakkı tanıyabilecek, yeni bir medeniyet tasavvur"una ihtiyaç duyduğu yadsınamaz bir gerçek, kanaatimce. Nihayet esere geçersek, 1928 yılında, İngilizce'deki en güvenilir Kur'an meallerinden birinin yazarı tarafından kaleme alınıyor kitap. Pickthall, 1. Dünya Savaşı'nın çalkantılı siyasi atmosferine, bunun
İslam Medeniyetinin DinamikleriMuhammed Marmaduke Pickthall · Külliyat Yayınları · 202126 okunma
Sonun Sonu Üzerine Bir Okuma
Puan vermedi·121 syf.··
2026 12. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 14:38
Bu kitabı okurken ilk dikkatimi çeken şey karakterlerin isimleri oldu. Çünkü romandaki iki önemli figür olan Abelard ve Gerard isimleri tesadüfen seçilmiş gibi görünmüyor. Abelard ismi güçlü, sert, soylu ve dayanıklı anlamlarına geliyor ve genellikle entelektüel, tartışmacı ve düşünür karakterlerle ilişkilendiriliyor. Ancak bu isim aynı zamanda düşünmenin büyük ölçüde baskılandığı skolastik Orta Çağ’ı da çağrıştırıyor. (En bilinen Abelard Ortaçağ'da yaşamış bir filozofmuş)Bu durum kendi içinde bir zıtlık barındırıyor: düşünceyi temsil eden bir isim ama düşünmenin yasaklandığı bir çağın içinden gelen bir isim. Gerard ise yine Fransızca kökenli bir isim ve “mızrakla güçlü”, “cesur savaşçı”, “güçlü savaşçı” anlamlarına geliyor. Daha mücadeleci, daha dünyaya dönük bir karakteri çağrıştırıyor. Kitapta da gerçekten böyle bir karşılık görüyoruz. Abelard daha çok düşünce dünyasında dolaşan, kavramlarla yaşayan biri gibi görünürken Gerard daha deneyimsel ve dünyaya dönük bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Kitap boyunca düşünsel ağırlığı daha çok taşıyan kişi Abelard. Sürekli iki zıt düşünce arasında fikirlerini çarpıştıran, bunlar üzerinde düşünen ve sorgulayan biri. Gitmek mi zor, kalmak mı kolay? Yakın mı anlamlıdır yoksa uzak mı? Hayatın içindeki pek çok meseleyi hep bu tür karşıtlıklar üzerinden ele alıyor. Bu yüzden çoğu zaman düşüncelerinin içinde kaybolan bir figür gibi görünüyor. Abelard’ın aradığı şey kendi varoluşunun anlamı değil. Yaşamına bir anlam katma çabası içinde de görünmüyor. Daha çok yaşamın kendisinin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Yaşamın neden var olduğunu, neyin gerçekten yaşam sayılabileceğini sorguluyor. Bu sorgulamalar sırasında sanki yavaş yavaş şunu fark ediyor: Meselenin özü bir sonuca ulaşmak değil, sürekli sorgulamak. Çünkü düşünmenin ve
Sonun SonuHasan Dahiroğlu · İkinci Adam Yayınları · 20252 okunma