"Haklarla şişirilmiş ama sorumluluktan azade bırakılmış öğrenciler, kavga eden çocuğuna neden kavga ettiğini sormak yerine öğretmeni polise şikâyet eden ebeveynler."
Çağımızın asıl problemi bilgi eksikliği değil, anlam eksikliğidir. Bugünkü dünyayı büyük bir "dijital çöl"e benzetiyorum. İnsanlar ekranların ışığında birbirlerine çok yakın görünüyor ancak ruhen birbirlerinden hiç olmadığı kadar uzaklar. Herkes konuşuyor fakat kimse gerçekten duymuyor. Herkes görünür olmak istiyor ama kimse kendisini tanımıyor. Tekno-modern çağın en büyük yanılsaması da budur: Simülasyonu hakikatin yerine koymak ve gerçeğin değil, görüntünün peşinden gitmek. Kur'an-ı Kerim ise insanı sürekli hakikate çağırır, yani görünenin arkasındaki manaya. İslâm'ın "kıble" anlayışı da yalnızca coğrafi bir yön değildir. İnsan kalbinin yöneldiği yer, onun gerçek kıblesidir. Eğer kalp sürekli dünyaya, tüketime, gösteriye, dijital hazlara yönelmişse zamanla kıblesini kaybetmeye başlar.
Çağın en büyük problemi ruh problemi, fizik ötesi inancı problemidir.İnsanoğlu,"sonraki hayata" inanmayı tümüyle yitirdiği anda,bir daha geri dönülmesi mümkün olmayan dipsiz ve sonsuz uçurumların karanlığına yuvarlanacaktır.
Nasıl bir zümre yetişiyor böyle? Ne ellerinde kitap ne dillerinde düzgün bir üslup ne de gönüllerinde hürmet var... Allah sonumuzu hayr eylesin. Çağın büyük bir ahlaki kayıp problemi var.
Bugün erken saatlerde işe başladığım için güneşinen şefkatli sıcaklığının eski kale surlarının sırtına vuruşuna tanık olma şansını yakalayabildim. Bulutların meydandan çekilmesinin hemen ardından gün kızıllığından arınıp maviye çalmaya başlamıştı. Havva Hanım'ın söylemesiyle bugün nisan ayına merhaba diyebileceğimiz yağmur kendisini gösterecek, ellerim boş dönmek bir yana, Aristo ve kitapları da sırılsıklam hale getirecektim. Başına buyruk yaşantımın beni ilk kez haklı çıkartmasının sıcaklığı, gökte kalan bir iki bulutun güneşin önünden aceleyle geçmesi ile yüzüme ara sıra vuran kıpırtılı gölge daha çok aydınlık ile harmanlanıyor, haklı çıkmak gururumu okşuyordu. Oturduğum kayanın üzerinden şöyle bir etrafa bakınıyorum. Her yaştan genç, kimsesizler ormanı artık pek kalabalık olduğundan yığınla eski kaleye hücum etmeye başlamıştı.