John Green, gençliğimsin, karakterimin temelisin. Evrenlerini ve karakterlerini çok seviyorum. Geçmişte ergenken okuduğum için tüm personamı sana borçluyum Alaska.
Gerçekten psikoloji alanında feminist bakış açısıyla yazılmış olup geleneksel eril cümleler barındırmayan kitap bulmak çok zor. Motor süren kadına bile erkek olmaya çalışıyor minvalinde incelemeler yapan bir kitaptı. Göz önünde bulundurup okuyun.
“Bu eserin birinci bölümünde gösterdiğimiz gibi, çift hangi modelde kurulmuş olursa olsun, eşler arasında en çok kadınlar manipüle eder. Bazı eşler ya da kadın arkadaşlar kendi güçlü kişiliklerini ortaya koymaktan, eşlerine ve bütün aileye hâkim olmaktan hoşlanırlar. Fazlasıyla egemen olduklarında ve kişiliğini ezdiklerinde bile, erkek, narsistik
sapkının davranışlarının doğurduğu ıstırabı hissetmez. Örneğin erkek, genel olarak, eşinin hiçbir nüfuzunun olamayacağı bir kaçış alanını korur; mesela dışarıdaki -sportif olan ya da olmayan- bir faaliyet, işini (bir kadının eşini işini bırakmaya
yöneltmesi çok enderdir), ya da yalnızca kulaklarını
tıkar, yoksayar. Fiziksel şiddete gelince, dövülen kadına kıyasla dövülen erkek çok daha azdır...
Bununla birlikte, narsistik sapkının neden genellikle erkek olduğu sorusu ilginçtir, çünkü “cinsellik dışı” sapkınlık -çok daha ender olsa bile- kadında da görülür...”
Paragrafı eril dili anlamanız için yeterli olacaktır. Bir psikoloji öğrencisi ve bir kadın olarak okumakta çok zorlandım. Apaçık yanlış pek çok şeyi bulgu olarak sunmuş bir kitaptı.
Bu kitaba yazacağım tek inceleme Olur Olmaz parçasının “ev işlerini marslılar yapsın” sözü olacak:) Gelenekselci ve bir erkek elinden çıktığını bu kadar belli eden bir kitap daha okuyamazdım.
Tezer’im, canım kadınım. İçimden çıkıp sana doğru koşan ne çok cümle var. İyi ki var oldun güzel Tezer, iyi ki yankılandı sesin ve ulaştı bana. İyi ki!
Tezer Özlü, karanlık ama dingin anlatısıyla yine kalbime dokunan bir kitap yazmış. Tüm iç karmaşamı anlıyor gibi yazmış. Orta Doğu’da başına buyruk kadın olmak acısını paylaştığım güzel Tezer’in bu yazısında anlattığı şey kopukluk. Yaşamdan, insanlardan, geçmişten kopukluk. Gelecekle de hiçbir ilgisizlik. Şimdide durgunluk.
Onların Tomris Uyar’ı olan Lou sanat dünyasının en baba adamlarını kendisine aşık etmiştir (bkz: friedrich nietzsche) Lou, devrimci feminist düşünceleri ve hayatı çok açık görüşlü yorumlamasıyla Tezer Özlü’den sonra en sevdiğim kadındır. Çok seyahat etmiş yazarımız psikanalizle de uğraşmaktadır.
Hatta meşhur fotoğraf olan Lou Salome'un elinde Nietzsche'ye ve yakın arkadaşı Paul Ree'ye yönelen kırbaç tuttuğu resim kırbaçın temsil ettiği erotik, politik, ahlaki bütün işaretler Nietzsche felsefesinin karakteristik hattını oluşturmaktadır. Ne tesadüftür ki bu fotoğrafın çekilmesinden 7 yıl sonra Nietzsche Torino’da gördüğü kırbaçlanan at ile kendisi arasında ortak bir kader görmüş olmalı ki ilk zihinsel çöküşünü o an yaşamıştır.
Nietzsche, wagner, freud gibi adamları kendisine hayran bırakan kadınımız bu kitabında hayata dair çoğu düşüncesini aktarıyor bize. Bir erkekle birlikte olmak için her daim kadının kendinden vermesi, potansiyelinin baskılanacak olması, bir birey olarak görülmeyeceğine değinir. Bir erkek farkında bile olmadan karşısındaki kadının birey olmasını sürekli baskılamaya çalışır. Yüzyıllardır içinde doğup büyüdüğü kalıpları içselleştirmiştir neticede. Bir kadının özgürlüğü hayatında bir erkek olmamasıyla mümkündür. Bir kadının özgür olması demek yaşadığı toplumdaki çoğu bireyin ona gelenekselci fikirleriyle laf söyleme ve akıl verme haddini bulması da demektir. Olay örgüsüne hayata dair bu çıkarımlarını işleyerek yine çok güzel bir öykü çıkartmış.