İzbe bir mağaraya vuran güneşi bu satırlarda hissedebiliriz.
Kulaklığımın şarjı planladığımdan erken bittiğinden dolayı ders çalışmamı erken sonlandırmam gerekti. Hazır kütüphanedeyken şu raflara bir bakayım dedim ve bu pembiş mi pembiş kitabı gördüm. İçeriği sandığımdan daha karanlık çıktı. Demek ki kapağa aldanmamak gerekmiş! Yazar Carlos Fuentes'in şu an okuduğum Virginia Woolf'un da öncüsü olduğunu görünce okumaya başladım. Sanırım beğendim ama detayları çok da iyi kaptığımı sanmıyorum. Yazarın üslubu, anlatımı güzeldi ama bence biraz da birikim isteyen bir kitap...
AuraCarlos Fuentes · Can Yayınları · 2005178 okunma
Kan görüyorum, vahşet görüyorum.
Ölüm kokan bu 5 öykü beni pek çekmedi. Aralarında yalnız Leporella'yı kısmen beğendim. Sanırım sırf Zweig kaleminden çıktığı için bu kadar abartılıyor ve sanırım öykü okumak pek benlik bir durum değil. Akıcı değildi ve o kadar uzun sürede okudum ki bir türlü bitmek bilmedi. Kısacası;Yakışmadı Zweig!
Ay Işığı SokağıStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202182bin okunma
Burada "süslü kelimelerle" kitabı anlatmayacağım. Sosyalizm, komünizm, kapitalizm, marksizim diyip de ne zoraki konuşacağım, ne de domuzları tanınmış siyasilere benzeteceğim. Aslında haklısınız, evet kitap tüm bu yorumlara uyuyor ancak tüm bu kısıtlanmış görüşler kitaba göre sığ kalıyor. Bakış açınızı bir dümen ve bu kitabı da bir gemi olarak ele alırsak bu kitabı istediğiniz yere sürebilirsiniz. Bu yazıda kaptan ben olduğumdan sizi, bu kitabın satırlarında geçen o varış noktalarından birine uğratmayacağım. Yalnızca okyanustan bahsetmeyi düşünüyorum. Bu okyanus öyle bir okyanus ki insanla kaplı. İnsanlığın kusurlarıyla, mayasıyla dalgalanıyor. Sanırım burayı anlatmam için en geniş kavram bencillik olacak. Çünkü kitapta geçen her "kötü davranış" bencillikten doğuyor. Sisteme bir başkaldırış var. Çünkü insanlar -kitaptaki haliyle hayvanlar- benliklerine dokunan dogmalıktan nefret ediyor. İsyan başlarken herkes eşit olacak diyorlar, tek gayeleri bu. İsyanı kazanınca ise - o meşhur söz- "eşitiz ancak biz daha eşit olmalıyız." düşüncesi boy gösteriyor. Roman, Napolyon'un kendi çıkarları doğrultusunda 7 emiri sürekli değiştirmesiyle ilerliyor. Tüm bunlar bencillikten doğuyor ve bunları bencilliklerinden yapıyorlar. Körleşip onu destekleyen halk ise tribüncüden başka bir şey değil. Köpekler, o kadar bağnaz ki birisi başka bir şey dese parçalamaya hazırlanıyor. Koyunlar da aynı şekilde ancak daha saflar. Yukarıda bahsettiğim o tüm "süslü kelimeler" bencilliğin farklı dallarıdır aslında.
Kitapta bizim ülkemizi de gördüm. Bunu hangi ülkeden okursanız okuyun, o ülkeyi görebilirsiniz. Çünkü insanlık her zaman "hayvan çiftliği" döngüsündeydi ve öyle de kalacak. Dünya barışına inanan arkadaşlar, üzgünüm ama insanlar değişmiyor. Ancak siz yine de iyi kalın🕊.
Sonuna kadar okuyan
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,2bin okunma