Yılın ilk kitabından* merhaba! Herhangi bir olgunun, davranışın normal olduğu kanısına nasıl varırız? Genellikle çoğunluğa bakarız - bunu sorarken bile birazdan bok atacağım şeyi yapıyorum- değil mi? Çoğunluğa uymamamız anormal olarak görünür ve deli yaftası yeriz. Deliliğin, özgürlük avantajı getirdiği gerçeği de var tabi. Yine de delilik bizleri "normal" yaşamdan uzak bırakır. Daha kısıtlı alanda özgürlük sunar. Veronika bu normal hayatı, herkesin hedeflediği şekilde yaşamış ama mutlu olamamış. En sonunda ölmeyi tercih etmiş ama hayatta kalmış. Ölüm bilinciyle karşı karşıya gelmesi, normalliği silip atması yaşama tutunmasını sağlıyor.
Her yeni güne "ÖLMEYECEK MİYİZ ULAN" diyerek başlarsanız hayatınızı belki daha çok sevebilirsiniz. Bu bende işe yaramaz. 1 ay içinde öleceğimi düşünsem matematik kitaplarını yakardım, kendimi sokaklara atar ve yaşamı iliklerime kadar hissederdim. Görenlerin "zıvanadan çıkmış bu da" demesini aldırmaz, bomboş ama mutluluk dolu kafamla kahkahalar atardım. Ya ölmezsem ve dersleri, okulu, işi aksattığım için 50 yaşında çulsuz bir kadın olursam? Öleceğimi bilmek beni deli mutluluğuna itiyor ama ne zaman öleceğimi bilmiyorum. Sadece ölümü düşünmek beni gerçek hayattan koparır... Buralar çok karışık, saat 8'e geliyor ve ben uyumalıyım. Sizlere günaydın, bana iyi geceler. (bakın nasıl da deliyim ahahha)
*raftaki eski gönderilerimi buraya kopyalıyor olduğumdan tarihleri umursamayalım.
Sabahların birine uyandığımızda böcek olmayacağımızı biliyoruz ama "Böcek Samsa'nın" hissettiklerini hissetmeyeceğimizi bilmiyoruz. Ah be bok böceği çok yalnızsın...
Cemile ve Danyar'ın aşkından öte Seyit'in Cemile'ye ve bu aşka duyduğu hayranlık o kadar içine çekiyor ki hem Cemile'ye hem Danyar'a platonik olmuş olabilirim...