Öz güven üzerine
Öz güven ne kadar düşükse başkasına güven okadar yüksektir. Öz güveni düşük bireylerde başkalarına bağımlılık,herkesle iyi geçinmeye çalışma durumu gelişir,benim yapamadığımı yapanlar bana acısınlar,bana merhamet etsinler.Öz güveni bu şekilde düşünmek gerekir.Ben yapabilirim,başarısız olsam da kendime güveniyorum mentalitesinde olmak gerekir.
Psikoloji
Sevgili Kendim :)
Şairin “Yaş otuz beş, yolun yarısı” dediği zamanlara birkaç sene kaldı. Hani derler ya, otuzlu yaşlardan sonra bir sakinlik ve farkındalık yükleniyor insana; işte ben de tam olarak bunu doruklarda hissettiğim bir senedeyim. Eski ben ile şimdiki ben arasında ciddi farklılıklar olduğunu hissediyorum. Seyahatlerde artık eskisi gibi sürekli fotoğraf çekmiyorum. Çok sevdiğim fotoğraf makinemi yanıma bile almıyorum. Gittiğim her yerden sadece bir kare çekiyorum; bana hissettirdiklerini hatırlamak için. Mesela farklı kültürleri öğrenmeye, farklı hayat tarzlarını görmeye bayılıyorum. Gittiğim şehirlerde çok ünlü, popüler ve yeni yapıları görmek ya da AVM gezmek yerine, şehrin eski sokaklarını adımlamayı tercih ediyorum. Merak ettiğim o kadar çok kültür var ki, anlatamam. Camiler kadar kiliseleri de merak ediyorum. İnsanların yüzlerindeki o duyguları okuyabilmek benim için çok kıymetli. Sık sık ailemle de bu konular üzerine konuşurum. Bu yazı kendime ayırdım ve merak ettiğim şehirlere seyahat edip anılar biriktireceğimi söylüyorum bizimkilere. Babam da diyor ki: “Ama sen zaten hep seyahat ediyorsun, bu seneyi neden özel olarak düşünüyorsun?” Heheheh 😅 Bu sene yoğun bir çalışma senesiydi elhamdülillah. Şimdi ise biraz dinlenme ve sakinleşme vakti. Allah’ım, çokça seyahat ettiğim, çokça anı biriktirdiğim bir yaz olsun inşallah. Çokça âmin.
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK: Hegemonya, Kontrol ve Maddi Sınırlar Üzerine Dokuz Eksenli Bir Analiz Robin Hood efsanesinin 12. yüzyıldan günümüze evrimini takip eden bu çalışma, muhalif kültürel figürlerin kapitalist sistem tarafından nasıl absorbe edildiğini ortaya koymaktadır. Dokuz eksenli metodoloji aracılığıyla, bu dönüşümü sadece kültür-politik değil, aynı zamanda termodinamik yasaları ile fiziksel altyapısının çelişkileri bağlamında analiz edilmektedir. Kültürel Termodinamik olarak adlandırılan bu çerçeve, Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi tarihsel figürler üzerinden test edilmiş ve evrensel bir geçerliliğe sahip olduğu gösterilmiştir. Son olarak, simülasyonun maddi sınırları ve kodlanamaz yaşamın direniş potansiyeli incelenerek, kapitalizmin kaçınılmaz fiziksel çöküşü ve insanın kuantum belirsizliği aracılığıyla direniş olanakları tartışılmıştır. GİRİŞ: "MASKENİN" TARİHİ VE "HARD WALL"IN KAÇINILMAZLIĞI Bir efsanenin tarihsel metamorfozunu incelemek, aslında o efsanenin yazıldığı dönemin güç ilişkilerini, sınıfsal kaygılarını ve egemen ideolojisini deşifre etmek demektir. Robin Hood, 12. yüzyılda sözlü anlatım geleneğiyle ortaya çıkmasından bu yana, her çağda farklı bir maske takmıştır. Ancak bu maskelerin altında, aynı bir gerçeklik yer almıştır: Muhalif enerji, sistem tarafından sürekli olarak absorbe edilmiş, estetikleştirilmiş, soyutlaştırılmış ve sonunda paraya tahvil edilmiştir. Bu makale, Robin Hood efsanesinin bu yolculuğunu takip ederken, aynı zamanda muhalif kültürel figürlerin dönüşümünün bir termodinamik yasası olduğunu iddia etmektedir. Sistemi yok edemeyeceğimiz için, hatta sistem onu her saldırısı karşısında güçlendireceği için, direncin son kapısı—paradoksal olarak—fiziksel yasalardır. Elektrik kesilir, çip krizi yaşanır, nehirler kurur.
Felsefe
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK: Hegemonya, Kontrol ve Maddi Sınırlar Üzerine Dokuz Eksenli Bir Analiz Robin Hood efsanesinin 12. yüzyıldan günümüze evrimini takip eden bu çalışma, muhalif kültürel figürlerin kapitalist sistem tarafından nasıl absorbe edildiğini ortaya koymaktadır. Dokuz eksenli metodoloji aracılığıyla, bu dönüşümü sadece kültür-politik değil, aynı zamanda termodinamik yasaları ile fiziksel altyapısının çelişkileri bağlamında analiz edilmektedir. Kültürel Termodinamik olarak adlandırılan bu çerçeve, Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi tarihsel figürler üzerinden test edilmiş ve evrensel bir geçerliliğe sahip olduğu gösterilmiştir. GİRİŞ: "MASKENİN" TARİHİ VE "HARD WALL"IN KAÇINILMAZLIĞI Bir efsanenin tarihsel metamorfozunu incelemek, aslında o efsanenin yazıldığı dönemin güç ilişkilerini, sınıfsal kaygılarını ve egemen ideolojisini deşifre etmek demektir. Robin Hood, 12. yüzyılda sözlü anlatım geleneğiyle ortaya çıkmasından bu yana, her çağda farklı bir maske takmıştır. Ancak bu maskelerin altında, aynı bir gerçeklik yer almıştır: Muhalif enerji, sistem tarafından sürekli olarak absorbe edilmiş, estetikleştirilmiş, soyutlaştırılmış ve sonunda paraya tahvil edilmiştir. Bu makale, Robin Hood efsanesinin bu yolculuğunu takip ederken, aynı zamanda muhalif kültürel figürlerin dönüşümünün bir termodinamik yasası olduğunu iddia etmektedir. Sistemi yok edemeyeceğimiz için, hatta sistem onu her saldırısı karşısında güçlendireceği için, direncin son kapısı—paradoksal olarak—fiziksel yasalardır. Elektrik kesilir, çip krizi yaşanır, nehirler kurur. Entropi artar ve sistem, kültürel manipülasyonlarını başarıyla sürdüremez. BÖLÜM I: ROBIN HOOD'UN ORİJİNAL TORTUSu VE "SISTEM-DIŞI" MUHALEFET A. Ortaçağ Efsanesinin Sınıfsal Temellendirilmesi Robin Hood'un
Felsefe
"Sadri Maksudi Arsal'ın Türkçülüğü ve Türk Hukuk Tarihi Tetkikleri" başlıklı makalem Türkçülük Araştırmaları Dergisi'nde neşredilmiştir. Bu makalem, Arsal üzerine ikinci çalışmam. Daha önce 2019 senesinde Banka ve Finans Hukuku Dergisi'nin Prof. Dr. Ali Necip Ortan'a Armağan sayısında, "Sadri Maksudi Arsal'ın Kolonluk Sistemine Yaklaşımı" başlıklı makalemde, Roma İmparatorluğu'nda Dominatus döneminde tezahür eden kolonluk [colonatus] sistemi hakkında Arsal'ın özgün yaklaşımını ele almıştım. Bu çalışmamda ise, Arsal'ın sosyoloji, dilbilim, hukuk tarihi sahalarındaki ilmî yapıtlarını birbiriyle mukayeseli şekilde inceledim ve Türkçü dünya görüşünün bu çalışma konularının seçimindeki etkisini tartıştım. Bu çalışmamın Türkçülük Araştırmaları Dergisi'nde neşredilmiş olması da benim için ayrıca gurur ve mutluluk verici. Genel Türk Tarihi ve Türkiyat araştırmaları odaklı dergiler mevcut olsa da Türkçü dünya görüşünü odağına alan hakemli bir akademik dergiye büyük ihtiyaç vardı. Ümit ediyorum ki müteakip sayılarda da bu ilmî faaliyet devam edecek ve konuya ilişkin literatür de daha zenginleşecektir. Makale metni için bkz. turkculukarastirmalaridergisi.org
Türk Dış Politikasının Sınırları
Sürdürülebilir Muğlaklığın Jeopolitiği: 2026 ABD-İran Krizi ve Ankara NATO Zirvesi Ekseninde Türk Dış Politikasının Sınırları Bu makale, 2026 yılının ilk yarısında küresel ve bölgesel düzeyde yaşanan şok dalgalarını, makroekonomik bilanço yanılsamaları ve "transaksiyonel jeopolitik" kuramı çerçevesinde incelemektedir. 28 Şubat 2026’da patlak veren ABD-İran savaşı, ardından gelen 7-8 Nisan 2026 ateşkesi ve 19 Haziran 2026’da imzalanması planlanan Cenevre Mutabakat Muhtırası (MOU), küresel jandarmalık rolünün sınırlarını netleştirmiştir. Çalışma, iktisadi sefalet içindeki bir aktörün (İran) asimetrik zafer kazanabileceğini, dünyanın en borçlu süper gücünün (ABD) ise borcu bir kaldıraç olarak kullanabileceğini tarihsel analojilerle (Osmanlı İmparatorluğu ve 16. yüzyıl İspanyası) ortaya koymaktadır. Bu küresel kırılma zemininde, 7-8 Temmuz 2026 Ankara NATO Zirvesi arifesinde Türkiye’nin "vazgeçilmez müttefik" statüsünden "kaçınılmaz ortak" konumuna geçişi ve "ipte yürüyen cambaz" metaforu üzerinden taktiksel deha ile stratejik atalet arasındaki denge tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Transaksiyonel NATO, Stratejik Muğlaklık, 2026 Ankara Zirvesi, Kaçınılmaz Ortak, Yapıcı Muğlaklık. 1. Giriş ve Kuramsal Çerçeve: Bilanço Yanılsaması ve Gücün Yeniden Tanımlanması Uluslararası ilişkiler literatüründe liberal ve neorealist kuramlar, bir aktörün jeopolitik kapasitesini çoğunlukla makroekonomik rasyonalite, bütçe dengeleri ve "kusursuz bilançolar" üzerinden okuma eğilimindedir. Oysa 2026 yılının ilk yarısında küresel sistemde yaşanan asimetrik kırılmalar, bu doğrusal korelasyonun teorik bir kör nokta barındırdığını kanıtlamıştır. 21. yüzyıl jeopolitiğinde güç; kusursuz verilere sahip olmakla değil, mevcut yapısal zayıflıkları (kronik enflasyon, vekil güç yıkımı veya devasa
Siyaset