174. Dipnot
Reşad Ekrem Koçu'nun yaptığı renkli ve arzu dolu mahbûb tiplerinin tasvirlerinin ayrıntılı bir dökümünü çıkarmak bu çalışma çerçevesinde imkânsız, fakat yukarıda sunduğum kuru tarihsel döküme, tarihin hayaletlerinin dadanmasına izin vermek adına onun muğbeçe tasvirini alıntılamak istiyorum: "Çoğu ahalisinin güzelliği, vücut yapısı, el ayak kıyı düzgünlüğüyle meşhur Sakız Adası'ndan suret-i mahsusada getirilirlerdi, adalı Rumlardı, kendilerine has tuvaletleri vardı: alınlarında kakül, şakaklarında zülüf, favori değil, uçlan kıvır kıvır zülüf, başlarında kırmızı fes, festen siyah bir kaytanla omuz üzerine sarkıtılmış, düşürülmüş mavi bir top püskül, sırtlarında göğsü mutlaka açık ve kollan mutlaka sıvanmış beyaz gömlek, üstünde de önü çapraz kavuşur ipek veya sırma işlemeli kolsuz bir yelek, 'fermene', belde siyah kuşak, onun altında kara bezden şalvar, bol ve uzun ağlı, yerde uzun sürünecek kadar uzun ve yürürken iki yana nümayişle sallanacak kadar bol ağlı şalvar, paçalar geniş ve ayak bilekleri üstünde, hizmette ayakları mutlaka çıplak ve çıplak ayaklarında mutlaka takunya. Yeni yeni tüylenmiş veya taze karanfil bıyıklı o gençlere de 'palikar' denilirdi" (Eski İstanbul'da Meyhaneler, s. 34). Pek çok muğbeçe ve saki, Koçu'nun İstanbul Ansiklopedisi'nin maddelerinde ele alınmış, bu maddelere Sabiha Bozcalı başta olmak üzere Ansiklopedi'nin geniş çizer kadrosunun çekici erkek tasvirleri eşlik etmiştir. Sakilerin ırksallaştırılması, erkek homoerotizminin ulus kimliğinin dışına atılmasıyla ilişkilidir.
Sayfa 94·Kitabı okuyor
Zaman zaman solgun bir ışıl­tı kavis çizerek tavandan hızla geçiyor ve çalışma masası­ nın üzerinde ışıldayan bir nokta beliriyordu - bu noktanın ne olduğunu bilmiyordu: belki ağır kristal bir yumurta kı­lığına girmiş bir kağıt ağırlığının yüzeyi ya da masa üzerin­ deki resimlerinden birinin camı. Neredeyse içi geçmişti ki masanın üzerindeki telefonun çalmasıyla sıçradı ve hemen o an ışıldayan noktanın telefon sehpası üzerinde olduğunu fark etti. Kahya yemek odasından gelip içeri girdi, geçerken sadece masayı aydınlatan bir ışığın düğmesine bastı, ahize­ yi kulağına koydu, sonra Lujin'i fark r etmeden, ahizeyi deri kaplı kurutma kağıdı ıstampasının üzerine dikkatle bıraka­rak tekrar dışarı çıktı. Bir dakika sonra bir beye eşlik ederek geri döndü. Beyefendi ışığın çemberine girer girmez ahize­ yi eline aldı ve diğer eliyle de karanlıkta sandalyenin arka­sını arandı. Uşak kapıyı arkasından kapattı böylece müzi­ğin uzaktan gelen ürperişini kesti. "Alo," dedi beyefendi. Lujin kıpırdamaktan korkarak ve bir yabancının babasının masasına böyle rahatça yaslanmasından utanarak karanlı­ğın içinden adama baktı.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kurumsal terapi, küçük bir "gerçek dünya" modeli, yani hastane içinde dünyaya açılan bir pencere sunar; bu sayede, hasta, çalışma ve çoklu etkinliklerinin düzenlenmesiyle gün boyunca faal bir rol oynamak zorunda kalır. Dolayısıyla, kişiliğin yeniden inşasında toplumsal bir yapının kurulumu temel etkendir. -Jean Khalfa
Sayfa 35 - Devrimci Psikiyatrist Fanon·Kitabı okuyor
Psikoloji
Boş Ev – Detaylı Düz Yazı Özeti (Spoilerlı) Sherlock Holmes'un öldüğü sanılmasının üzerinden üç yıl geçmiştir. Dr. Watson, en yakın dostunu Reichenbach Şelalesi'nde kaybettiğine inanarak yaşamına devam etmektedir. Bu süre içinde Londra'da suç oranı yeniden artmış, Holmes'un yokluğu özellikle polis teşkilatında hissedilmeye başlamıştır. Bir gün şehirde büyük yankı uyandıran esrarengiz bir cinayet işlenir. Genç ve zengin aristokrat Ronald Adair, Park Lane'deki evindeki çalışma odasında başından vurulmuş halde bulunur. Odanın kapısı içeriden kilitlidir. Penceresi açıktır ancak odada herhangi bir silah yoktur. Kimsenin eve girip çıktığına dair hiçbir iz de bulunamaz. Polis olayın nasıl gerçekleştiğini açıklayamaz. Watson da merakına yenik düşerek olay yerini incelemeye gider. Kalabalığın arasında yaşlı bir kitap satıcısıyla çarpışır. Adam yere düşürdüğü kitapları toplarken Watson ona yardım eder. Olayın ardından yaşlı adam Watson'ın evine gelir ve bir anda peruk, sakal ve makyajını çıkarır. Karşısındaki kişi Sherlock Holmes'tur. Watson gördüklerine inanamaz. Öldüğünü sandığı dostu yıllar sonra karşısındadır. Holmes, Reichenbach Şelalesi'nde aslında ölmediğini anlatır. Profesör Moriarty ile boğuşurken Japon dövüş tekniklerinden yararlanarak onun dengesini bozmuş, Moriarty uçurumdan düşmüştür. Kendisi ise kayalıkların arasındaki dar çıkıntılara tutunarak kurtulmuştur. Ancak Moriarty'nin suç örgütündeki diğer üyelerinin de peşinde olduğunu bildiği için hayatta kaldığını kimseye söylememiştir. Üç yıl boyunca Tibet, Fransa ve Orta Doğu gibi birçok yerde gizlice yaşamış, suç örgütünün kalan üyelerini takip etmiştir. Holmes artık Londra'ya dönme zamanının geldiğini söyler. Çünkü Moriarty'nin en tehlikeli adamlarından biri olan Albay Sebastian Moran hâlâ serbesttir. Holmes,
Alıntı
Her ne kadar olgun, heteroseksüel cinsellik sağlıklı olarak gösterilip, üretken çalışma kapasitesi öne sürülse de " KİMLİĞİN OLDUĞU YERDE EGO OLACAK." diye ısrar eden Freud, dayatmaların oluşturduğu hoşnutsuzluklardan herhangi bir toplu rahatlama umudunun ortaya çıkmayacağının açık olduğunu savundu. Medeniyet tanımı için sadece dindar ya da laik olmakta kurtuluş imkanı gözetmeyen, yaşama bilgeliğini öğreten, istifade edilmeye açık orijinallik etiğini sundu.
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Galileo
Cehennem ; alev çukurları , devasa buzları ,kırmızı gölleri , kaynayan yeraltı suları , pis kokulu bataklıkları ve dağ geçitleriyle muazzam bir mimaridir. Bu yüzden Dante 'nin cehenneminin biçimini ve geometrik ölçülerini saptayabilmek için incelikli bir çalışma yapan ve buldukları üzerine dersler veren Galileo , büyük şairi : 'kareograf ve mimarların en bilgesi ' olarak tanımlar.