“çok içme, dedi bana. yoksa kötü düşler görürsün. suçlu ve yalnız kalırım karanlığın ortasında. elini tutamam ve notaların hepsi kurşun gibi batar kalbimize.”
bütün babalarım demek artık başkalarını seviyor. bir tanecik annem toprak altında acısından çürüyor. kilisenin kulesine lanet olsun. caminin kubbesi yere batsın. bütün tanrılar bana düşman.
o zamanlar hâlâ bir umudum vardı. bedeli karşılığında mutlu olabileceğimi düşünüyordum. ancak büyüdüm artık. dünyayı versem Tanrı’ya, damlasını vermez bana.
gözlerime bak, düşüyorum. ve artık duvar kağıtlarının bile içine sızıyorum. durduruyorum kalbimin atışını. öyle ustalaştım ki,,, sihir gerekmiyor artık bana, büyülerin gerekmiyor. öyle çok bavulumu toplayıp kaçtım ki kalbimden; şimdi parçalarım mı geride bıraktıklarım, yoksa kaçık çoraplarım mı bilemiyorum.
babam sustu. sustu, sustu, sordukça sustu. o zaman, kırgın olunca insan nasıl cevap verir anladım. bana tecavüz edenleri vuramazsın ki. babam değilsin ki. damağımda kalan şu ılık kanı, evde açık kalmış tek ışığı ve o an salonun ortasında İspanyol perdelere tutunarak yere yığılmamaya çalışan hayatı..
parçalanmış çocuk sesim, kurtaramazsın ki beni.