Puan vermedi·396 syf.··
2026 21. kitabı
Gustave Flaubert, 1856 yılında Madame Bovary’yi yayımladığında yalnızca bir roman yazmamış, aynı zamanda o güne dek edebiyatı domine eden romantizm akımının cenaze namazını kılmıştı. Flaubert’in kalemi, hayallerin zehrine karşı bir panzehir, daha doğrusu gerçekliğin keskin bir giyotiniydi. Roman, sıradan bir taşra hikayesi gibi başlar ancak sayfalar ilerledikçe insan ruhunun ve burjuva ikiyüzlülüğünün sarsıcı bir otopsisine dönüşür. Emma’nın trajedisi, kötü bir insan olmasından değil, yanlış kitapları okumasından ve onlara inanmasından kaynaklanır. Zihni, manastır yıllarında gizlice okuduğu şövalye masalları, tutkulu aşk öyküleri ve lüks yaşam tasvirleriyle şekillenmiştir. Ancak kader ona, sıradanlığın ve tekdüzeliğin vücut bulmuş hali olan kocası Charles'ı ve kasvetli Yonville kasabasını sunar. Emma'nın, içinde bulunduğu "gerçeklik" ile zihninde kurguladığı "ideal" arasındaki bu muazzam uçuruma dayanma çabası, psikoloji ve edebiyat literatürüne Bovarizm (tatmin edilemeyen idealize edilmiş hayaller hastalığı) kavramını armağan etmiştir. Emma, kurtuluşu lüks eşyalarda, borçlarda ve Rodolphe ile Léon gibi bencil aşıkların kollarında arar; ancak bulduğu tek şey çamur ve yıkımdır. Bu kitabın bir başyapıt olmasının asıl sırrı, anlattığı hikayeden çok nasıl anlattığında gizlidir. Flaubert, yazarın eserde "Tanrı gibi her yerde olması ama hiçbir yerde görünmemesi" gerektiğine inanırdı. Objektif bir kamera gibi, karakterlerini yargılamadan, onlara acımadan veya onları yüceltmeden aktarır. Bazen tek bir cümleyi kusursuzlaştırmak, doğru kelimeyi (le mot juste) bulmak için günlerce uğraşmış, her bir virgülün sesini test etmek için metinlerini bahçesinde bağırarak okumuştur. Bu yüzden romanda tek bir kelime bile tesadüfi değildir; her detay, kasabanın o boğucu atmosferini inşa
Madame BovaryGustave Flaubert · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201940,8bin okunma
Ağzımda Çamur Tadı
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 60. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 07:49
Son öyküsü ile içimdeki tüm sarhoş atları mayın tarlasına süren o kitap. Ağzımdaki tadı unutur muyum bilmem. Aldığı ödüllerin yanı sıra okuyucunun zihninde yaşaması da en büyük ödül değil mi? İyi ki yazmış Özlüoğlu. Polat Özlüoğlu Annem, Kovboylar ve Sarhoş Atlar
Annem, Kovboylar ve Sarhoş AtlarPolat Özlüoğlu · İthaki Yayınları · 2022399 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
43 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 00:00
Spoiler içerir!!! Martin Eden kimdir? Hayattan zevk almayı bilen, kendi sınıfında isim yapmış, genç bir denizci. Bir gün burjuvadan bir kız görür, aşık olur. Ona erişebilmek için köklü bir değişime girer. Sigarayı, alkolü ve küfürü bırakır. Kültür seviyesini yükseltmek için gece gündüz çalışır. Çok okur çok öğrenir ve nihayet burjuvanın aslında içi boş bir sınıf olduğunu farkeder. Yazar olmak için uğraşır. İlk başlarda kimse onu ciddiye almaz. Yazıları geri döner. Borçlanır aç kalır en sevdiği bisikleti, daktilosu ve takım elbisesi sürekli rehinden rehine gezer. Sevdiği kız da dahil kimse ona inanmaz. “Gerçek” bir iş bulması gerektiğini söylerler. Ancak Martin pes etmez. Herkesin onu terkettiği bir dönemde yazıları yayınlanmaya, kitapları basılmaya başlar. Tanınmış ve zengin birisi olur. Yazmayı bırakır. Eski yazdıklarını elden çıkarmak için onları yayınlatır. Ünlü olmadan önce onu hiçe sayan herkes - işi yok diye onu istemeyen Ruth ve burjuva ailesi bile - peşinde dolaşmaya başlar. Ama artık bunlar onu heyecanlandırmaz. Çünkü Martin aslında bütün bunların bomboş şeyler olduğunun farkına varır. Artık ne tanınmışlığın ne de paranın önemi vardır. Hayattan zevk almamaya başlar ve kendini o en sevdiği denize bırakır. Martin Eden’in hayatından öğrendiğim iki konu var. İlki, istedikten sonra her şey mümkündür İkincisi, çok öğrenip çok düşünürsen aslında hiç bir şeyin o kadar da önemli olmadığını anlarsın ve mutsuz olursun “Geçmişte yapılıp bitirilmiş işlerdi onlar! Ve şimdi siz bana yemek veriyorsunuz; oysa o zaman beni açlığa terk edip evinize gelmemi yasakladınız, bir iş bulmadığım için beni lanetlediniz. Oysa o işlerin hepsi yapılmış, o şiirler, hikayeler, hepsi yazılmıştı. Ve şimdi, konuştuğumda, dudaklarınızın ucuna gelen ifade edilmemiş düşüncelerinizi dizginleyip
Martin EdenJack London · Can Yayınları · 2017134,8bin okunma
9/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
Hikayemiz, Aiden Bishop adlı karakterin, Blackheath Malikanesi’nin karanlık ormanında, hafızasını tamamen kaybetmiş bir halde ve "Anna!" diye bir ismi sayıklayarak uyanmasıyla başlıyor. Kim olduğunu, oraya nasıl geldiğini asla hatırlamıyordur. Kısa süre sonra burasının, ülkenin en zengin ailelerinden Hardcastle'ların verdiği ve günün sonunda trajik bir cinayetle bitecek bir balo daveti olduğunu anlar: Evin kızı Evelyn Hardcastle öldürülecektir. Aiden, kendisini bu malikaneye hapseden Veba Doktoru maskeli gizemli bir figürden oyunun kurallarını öğrenir: 8 Gün, 8 Beden: Aiden'ın bu cinayeti çözmek için tam 8 günü vardır. Ancak her sabah, malikanedeki farklı bir konuğun (ev sahibinin) bedeninde uyanır. Zaman Aynı, Bakış Açısı Farklı: Aslında her gün aynı gün tekrarlanmaktadır. Aiden her sabah aynı güne, ama farklı bir insanın gözünden, onun zaafları ve yetenekleriyle başlar. (Örneğin bir gün yaşlı bir avukatken, ertesi gün genç bir uşak olur). Tek Çıkış Yolu: Katilin kim olduğunu bulup Veba Doktoru'na söylemek zorundadır. Eğer katili bulursa bu lanetli döngüden kurtulup özgür kalacaktır. Rakipler: Malikanede bu döngünün içinde sıkışmış tek kişi Aiden değildir. Tıpkı onun gibi farklı bedenlerde uyanan ve özgür kalmak için katili arayan iki rakibi daha vardır. Ve kurallara göre sadece katili ilk bulan kişi serbest kalacaktır; diğerlerinin hafızası silinecek ve döngü her şeye en baştan başlayacaktır. Stuart Turton’ın "Evelyn Hardcastle’ın Yedi Ölümü" romanını bitirdiğimde, beynimin tam anlamıyla lunaparka dönüştüğünü hissetmiştim. Elinden kitabı düşürememiş, gecenin üçünde sayfaları hırsla çevirmiş bir okuyucu olarak söyleyebilirim ki; bu kitap tam bir zihin bükücü. Eğer Agatha Christie’nin o klasik, yağmurlu malikane atmosferini alıp, Inception ve Groundhog Day
Evelyn Hardcastle’ın Yedi ÖlümüStuart Turton · İthaki Yayınları · 20201,470 okunma
10/10
·240 syf.··
2026 97. kitabı
Kitabı okuduğunuz andan itibaren yazar Ferenc Molnár'ın kaleminden dökülen satırlarında en içten ve en samimi duygularını hissedeceksiniz. Küçük, büyük herkesin bu eserde kendinden bir parça bulacağına eminim çocukken bir çoğumuz sokaklarda toz, toprak, çamur için de oynadık ve o günlerdeki saflık ve masumiyetin değerini insan büyüdükçe daha iyi anlıyor. Evet yeni nesil daha çok kapalı mekanlara kapanıp bilgisayar, tablet ve telefonla vakit geçirdikleri için bazı önemli değerlerden yoksun kaldıklarını düşünüyorum. Burada biz büyüklere düşen görev arkadaşlık, dayanışma ve fedakarlık gibi değerlerin önemini onlara anlatıp farkında olmalarını sağlamalıyız.
Pal Sokağı ÇocuklarıFerenc Molnar · Can Çocuk · 202336,1bin okunma
4/10
·256 syf.··
2026 36. kitabı
·
57 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 00:00
4/10 kitabi 3 oturusta ama tam 57 gunde okumusum... bana da zahmet verdik gibi oldu biraz kesin olarak bir sey soylemekten kacinarak bir tahmin yurutmek istiyorum ve bence yazar bu kitabi yazarken depresyondaydi diyorum. belki yazim sekli ve cumleleri bana oyle bir his vermistir. ana karakterin yasamaya dair oyle ilgisi yok ki, yazan kisinin ruh halini yansitmiyorsa sasarim yani. sayfalarca bombos bir hayat resmedilmis ve hayatlarinin bombos olmadigini dusunen diger herkesin hayatlari da aslinda bir o kadar bos. insan hayatinin, hatta hicbir canlinin hayatinin zerre degeri olmadigi bariz bir sekilde belli kitapta. okurken hic de yabanci olmadigim dusuncelerdi bunlar. bana bazi noktalarda eski yazilarimi hatirlatti. ana karakterle kimi noktada ayni duygulari paylastik. kitapta bazi betimlemeler ve ortamlarin, kokularin, seslerin hep kotuyu cagristirmasi yazarin ruh haliyle ilgili cok bilgi veriyor aslinda. kitabin sonundaki bir cumlelik tesekkur kismi da nedense bu gorusumu guclendirdi. kim bilir kitapta sadece kendisinin anlayabilecegi ne tuhaf seyler vardir. bunlarin disinda kitabin surukleyiciligi fazlasiyla tartisilir. bir distopya ama degil, tuhaf seyler olan bir evren ama bu tuhafliklar asla aciklanmiyor, aciklanilmamis olmasini gectim bu olaylarin kurulu bir mantigi bile yok. yazar sadece kotu bir hayat resmetmek istemis ve bir aciklama getirmeden tuhaf bir felaket uydurmus gibi. boyle detaylara girilmemesi bana eksik hissettirdi baslarda ama okumaya devam ettikce bu kitabin direkt olarak yazarin depresif ic dunyasini yansittigina ikna oldum ve buna takilmayi biraktim.
Pembe ÇamurFernanda Trías · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202647 okunma