Şimdi her şey bir kalbin derdine pervanedir Özüne gurbet olan bilemez can vereni
Gül ü bülbül didügüm cân u tenündür câna Kimse kalmaz bu fenâ dârı içinde deyyâr
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bâğ-ı ömrün bozılur dağılacak sünbül-i cân Gül-i ömrün soluban işün olur âh-ıla zâr
Savaşın ortasında doğup, savaştan başka bir şey görmeden ölenler vardır. Yoksul koşullarda açlıktan ve hastalıktan ölen çocuklar vardır. Salgınların kol gezdiği yerlerde çaresizce can verenler, atalarının savaşlarına sürüklenip ömür boyu mülteci olarak yaşayanlar vardır. Savaş da hastalık da bir tercih meselesi değildir.!
Ama şu insanlara bir bakın! Genelde daha incelmiş hoşnutsuzlardır bunlar, herhangi bir gerçek zevk duyamazlar: dinin avuntuları olmadan da yaşayabilecek kadar özgürleşmemiş olan, ama hacı yağlarının kokusunu da beğenmeyen aydın: kendi yaşamının temel bir hatasından ya da karakterinin zararlı bir eğiliminden kahramanca bir geri dönüşle, ya da vazgeçmeyle kurtulamayacak kadar zayıf olan yarı soylu: alçakgönüllü bir etkinlikle yararlı olmayacak kadar seçkin biri olduğunu düşünen, ama büyük ve fedakarca işler yapmaya da üşenen çok yetenekli biri: kendine yarattığı ödevler çemberini bir türlü tamamlayamayan kız çocuğu: aptalca ya da bağışlanamaz bir evlilik yapıp kendini bağlayan ve yeterince bağlı olmadığını düşünen kadın: erkenden bir mesleğe kapağı atmış ve hiçbir zaman kendi doğasını tam olarak yaşamamış olan, buna karşılık yüreğini kemiren bir kurtla, yine de değerli olan işini yapan bilgin, hekim, tüccar, memur: ve sonunda, daha yetişmemiş sanatçıların tümü: - bunlardır şimdi hala içtenlikle sanata gereksinenler! Peki nedir aslında sanattan istedikleri? Sanat huzursuzluklarını, can sıkıntılarını, vicdanlarındaki belli belirsiz rahatsızlığı birkaç saat ya da saniye için ortadan kaldırmalı ve yaşamlarının, karakterlerinin hatasını dünyaların yazgısının hatası olarak abartarak, yeniden yorumlamalıdır - sanatlarında kendilerinin iyi ve sağlıklı oluşlarının akıp taştığını duyumsayan ve kendi yetkinliklerini kendi dışlarında bir kez daha görmekten hoşlanan Yunanlılardan ne kadar da farklı: - kendinden haz almak yönlendirdi onları sanata, bizim bu çağdaşlarımızı ise - kendinden sıkılmak.
"Körsem, Senden gayrısına yoksam, Bozuksam, Can benim, düş benim, Ellere nesi? Hadi gel, Ay karanlık"..