Vicdan Azabı
Bataklıkta ve çukurun karmaşasında kaybolmuş, Siper tahtalarından aşağı çırpınarak ilerliyor; bir tek o biliyor Her bir parıltıyı ve fışkıran patlamayı, — karanlık o sicim gibi yağan Yağmuru açığa çıkardığında anlık aydınlanan her bir anı. İlerliyor Ağır aksak, körlemesine. Ve o sendeleyip dururken, "Bundan daha kötüsü olabilir mi?" — diye merak ediyor, O Almanların kaçışını nasıl gördüğünü hatırlayarak, Ağaç kütükleri arasında merhamet dilenerek çığlık atan; Yeşil yüzlüydüler, sıyrılıp fırlıyorlardı: Biri vardı, Dehşetten morarmış, dizlerine kapanan... Bizim delikanlılar domuz gibi boğazlıyordu onları... "Kahretsin!" Diye düşündü — "Savaşta öyle şeyler var ki insan anlatmaya cüret edemez Evinde güven içinde oturan, can veren kahramanları Ve onların ölümsüz başarılarını okuyan zavallı babasına."
Artçı Birlik
(Hindenburg Hattı, Nisan 1917.) ​Tünel boyunca el yordamıyla ilerleyerek, adım adım, Meraklı fenerini yama gibi duran bir parıltıyla kırpıştırdı Bir yandan bir yana, ve o tekinsiz havayı kokladı. Tenekeler, kutular, şişeler, ayırt edilemeyecek kadar belirsiz karaltılar, Parçalanmış bir ayna, bir yataktan kalma şilte; Ve o, elli fit aşağısında araştırıyordu Yukarıdaki savaşın pembe kasvetini. Ayağı takılınca duvara tutundu; birinin yattığını gördü Ayaklarının dibinde iki büklüm, bir kilimle yarı yarıya örtülmüş, Ve uyuyanın kolunu çekiştirmek için eğildi. "Karargâhı arıyorum." Yanıt yok. "Lanet olasıca herif!" (Günlerdir uyumamıştı,) "Kalk da kılavuzluk et bana bu kokmuş yerde." Vahşice, tekmeledi o yumuşak, yanıt vermeyen yığını, Ve ışığını o morarmış yüze doğru tuttu Dehşet içinde dik dik bakan, gözlerinde hâlâ On gün önce can çekişerek ölen acının izi olan yüze; Ve parmaklardan yumruklar, kararan bir yarayı kavramıştı. Yapayalnız sendeleyerek ilerledi ta ki bulana dek Kuyulu bir merdivenden aşağı süzülen şafağın hayaletini, Yeraltındaki o sersemlemiş, mırıldanan yaratıklara doğru, Mermilerin gürültüsünü boğuk bir sesle duyan yaratıklara. Sonunda, saçlarında dehşetin teriyle, Tırmandı karanlığın içinden alacakaranlık havaya, Arkasındaki cehennemi adım adım boşaltarak.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kılıçların Günü
"Nordak Kralı Arne der ki; karayandan onlarca kol bedenimde toplandı. Ben, soğuk topraklardan gelen kurt sürüsünün lideriyim! Tek Gözlü Tanrı 'nın görmeyen gözüne göz olan karakuşum. Kara sarmaşıkların ortasından yükselen Büyük Kral'ım! Benim ormanıma, toprağıma ve suyuma dokunmak istedin. Her nereden geldiysen geri dönmeyi kabul etmediğinde, ordun önünde can çekişerek öldürüleceksin!"
Sayfa 116 - Panama Yayınevi·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Zenginlikteki Tehlike. - Sadece tini olanın mülkü olmalı: yoksa mük herkes için tehlikeldir. Çünkü mülkiyetinin kendisine sağlayabileceği boş zamanı kullanmasını bilmeyen mülk sahibi, hep sürdürecektir mülkiyet için çabalamayı: bu çabalama onun eğlencesi, can sıkıntısıyla savaşımında savaş hilesi olacaktır. Sonunda tin sahibi birine yetecek olan ölçülü bir mülkiyetten doğar asıl zenginlik: hem de tinsel bağımlılığın ve yoksulluğun parlak bir sonucu olarak.
Azrail el sunar alır canını Kimler duyar avazını ününü Allah’ın velisi imam soyunu Böyle hak mihmanı can ele girmez
Gel ha gel ey can Nesimi ola gör Hakk’a yakın Uyma şeytanın şerine sen seni gayetin sakın Takdir ilahi budur diye bozdular emrini hakkın Kabil Habil’i şehit eyledi türaba kan damladı