Dijital Bataklıkta Boğulan Ruhlar
Buranın yazı dilindeki içi kof ve cüce bırakılmış eksiklikten midir, yoksa psikolojisi topyekün laçka olmuş bir güruhun yalandan, kurgudan ve riyadan ibaret hayatları profil diye kusup arkalarında bıraktıkları o şizofrenik gerçek hayat kırıntılarını öngörmekten midir bilmem; bu sosyal platformlar insana zerre kadar, en ufak bir emniyet ve güven hissi vermiyor. Şurada kafayı nereye çevirsek, beş kuruşluk itimat edip selamı ziyan edecek tek bir haysiyet sahibi yok, kelimenin tam manasıyla hiç kimse! Hepsi, kendi elleriyle ördükleri yalan dünyasının pis suyunda can havliyle çırpınan akvaryum balıkları gibiler; sahte dünyalarından çıkıp gerçek hayatın iklimine geçmeye ne yüzleri var ne de nefesleri, zira o temiz havayı soludukları an ciğerleri patlar, anında boğulurlar, daha kötüsü karşılarındaki temiz sineleri de kendi bataklıklarına istemli yada istemsiz çekerler. Bundan sonra kendime değil sizlere tenkid yazıyorum. Dilimin sert ve sivri tarafıyla tanışmak isteyenleri beklerim. Bundan sonra engel var, daha sivri dil var, fazla düşünüp aman üzülmesin diye düşünmek yerine diğergamlıktan yoksun sizin gibi biri var. Çarpılmak isteyen beri gelsin, kim kimin bataklığında boğacak görelim.
1000Kitap
Çöl de uzun süre kaldıysanız
Günlerdir çölde susuz kalmış bir yolcu düşünün. Önüne çıkan ilk su birikintisine, çamurlu mu, zehirli mi diye bakmadan can havliyle atılır. Amacı susuzluğunu gidermektir ama o kirli su onu daha da hasta edebilir. Ya da çok aç bir şekilde market alışverişine çıktığınızda sepetinizi hiç yemeyeceğiniz, sağlığa zararlı abur cuburlarla doldurursunuz. İşte ruhumuz yalnızlıkla acıktığında da karşımıza çıkan ilk insana, onun niyetini anlamadan kalbimizin kapılarını sonuna kadar açariz. Nietzsche’nin dikkat çektiği nokta tam olarak burasıdır. Yalnızlığın getirdiği o boşluk hissi yüzünden, seçici olmayı bırakırız. Sırf masada bir sandalye boş kalmasın diye bize hiç uymayan, belki de bize zarar verecek insanları hayatımızın başköşesine buyur ederiz. Oysa her uzatılan el dost eli olmadığı gibi, her kalabalık da bize huzur vermez. Kendi kendimizle barışıp yalnızlığımızı bir ceza değil de bir dinlenme alanı olarak görmediğimiz sürece, yanlış insanların limanlarında kaybolmaya mahkumuzdur.
Hayata Dair
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Babalar günün kutlu olsun, çocuk...
Senden özür dilerim çocuk... Bu hayatta en çok seni sevmem gerektiğini çok kez unuttum çünkü. Sen geçmişin çıkmazında karanlıktan duvarlara çarparken, ben hep bir yerlere yetişme telâşındaydım. Seni çok unuttum bu hayatın içinde. Oysa nasıl zengindi senin dünyan, bakıp da feyz alamadım, kırılgan yanlarını anlayamadım, kaygılarını tanıyamadım. İkimiz de bir öğrenilmiş çaresizlik girdabında, kaybettik birbirimizi. Bilmem kaç yıllar sonra rüyama geldiğinde, ilkin tanıyamadım seni. Ellerimden tutup bir balkona çıkarmıştın hoplaya zıplaya. Sonra da beni o balkondan aşağı ittin ve ben de düşmemek için sana sarıldım can havliyle. O zaman beni geri çektin, o çelimsiz halinden beklenmeyecek bir kuvvetle ve salona yuvarlandık birlikte. Belli ki hoşuna gitmişti bu oyun, uzunca bir müddet kıkır kıkır güldün bana bakıp. O zaman göz göze geldik ilk kez ve o saniye tanıdım seni. "Ama sen, bensin!" demiştim sıçrayarak uyanmadan hemen önce. Uzun yıllar geçti ve ben bu rüyayı hiç unutmadım. Suya anlattım, taşa-toprağa anlattım, kuşlara bile anlattım zaman içinde... En son saklambaç oynadığın yerde kayboldun biliyorum. Mahallede çömlek patladı ama seni kimse bulamadı saklandığın yerde... "Elma" dediğimde de çıkmadın hem. Neredeydin çocuk? Hangi yollardan geçtin bunca sene? Neden korktun o fotoğrafçıya poz verirken bu kadar? Biliyor musun çocuk? Ne çocuk kalabildim, ne de büyüyebildim geçen bunca zamanda... Laf aramızda, hiçbir zaman bu çağa da ait olamadım. Ağız dolusu gülmek desen, kim kaybetmiş ki biz bulalım? Hıçkıra hıçkıra ağlamak istesem; "Hiç yakışıyor muydu, bana çocuk gibi ağlamak?" Oysa hepsi bizi biz yapan tepkiler değil miydi? İçimde bir enkazın içinden çıkardım seni sağ salim. Yıllar geçti, sen yine de yaşıyordun. Kendine bambaşka bir evren yaratmıştın küllerinden yıllar
'İNCİ' Bana bunu yapma demiştim...
66. BÖLÜM ✨️Serkan✨️ Sert ellerimin arasında tuttuğum yüzü, dünyanın en nadide ipeğinden bile daha yumuşaktı. Teninin sıcaklığı avuçlarımdan kalbime sızarken, o yeşil gözler... Parmaklarındaki pırlanta tektaş gibi ışıldayan o yeşil derinliklerde, daha önce görmediğim bir şeffaflık vardı. Orada sadece sevgi yoktu; sarsılmaz bir sadakat ve ruhunu önüme seren bir aşk vardı. Artık her zamanki dik duruşu, güçlü görünme çabası yoktu. Geçmişin o ağır kamburu, geleceğin belirsiz korkuları ve ruhunun en ince kırılganlıklarıyla duruyordu karşımda. Gizlemeden, saklamadan en mahrem yaralarını bile iyileştirmem için tüm çıplaklığıyla önüme sermişti. İleriye götürmemi istemiyordu, ona yardım etmeliydim ve kendimi dizginlemeliydim, ona karşı duyduğum bu tutku, onu sarıp sarmalama hissi ve her bir zerresini hissetme arzusuyla yansam da İnci'yi anlayabiliyordum, zorlamadan, korkutmadan sabırla ilerlemeliydim. Ben böyle yaptıkça o zaten bir adım daha atıyordu bana, bu ilişkiyi bir adım daha öteye taşımama izin veriyordu bana... "Dışarıya bakmak ister misin?" diye fısıldadım. Sesim, içimde kükreyen arzuyla çatallanmış, nefesim kesilmişti. Beni öpmenin etkisiyle yanakları al al olmuş, göğsü hızla inip kalkmaya başlamıştı. Teklifimle birlikte, yeşil deryada bir anlık korku kıvılcımı çaktı. "Güven bana," dedim sesimi en kadife tonuna bürüyerek. "Gördüğün manzara, içindeki tüm korkuları dağıtacak." Başını hafifçe salladı, bakışlarını gözlerime mühürledi ve büyülü cümleyi kurdu: "Güveniyorum sana." Bu iki kelime, kulaklarımda "seni seviyorum" dan çok daha görkemli bir melodi gibi yankılandı. Çünkü İnci için sevmek bir ihtimal, ama güvenmek bir mucizeydi. Geçmişin gölgesinde sevmiş ama hiç güvenememişti; ne kendine ne de karşısındakine. Şimdiyse güveniyordu bana ve
1000Kitap
Şimdilerde sen yeryüzünün taptaze bir süsü gibi Boşanırken Ve can havliyle öfkenin ince çizgisinde Dengede dururken Vadilerin ötesindeki yeşillik kızılca bir kan kaplar ki Goncaların birbirine eş dört yaprağında Bilenmiş kurşunlar Hem sefaletin hem de yokluğa yiten acının deryasında Bitmez, Dinmez ahlaksızca bir kötülenmenin Pintice bitirilecek kendi sonunu yaklaştırır insana.
Şiir
Haykırır duvarlar can havliyle acısını sessizce: Korkmayın dostlarım, korkmayın, Böyle haykırır herkes, can yoldaşlarına Boyunduruğa, darağacına, ölümlere bakmayın!
Şiir