insanın, hiçliğin merkezinde, varlıktan ibaret kalmasıyla arasındaki en büyük engellerden biri, iyilik bilgisiydi. bu bilgi, insana atılmış en büyük kazıklardan biriydi. umut ve umutsuzluk arasında gidip gelirken, açlıktan ölmesine neden olacak kadar belalı bir bilgi. asil’in ben’i, iyilik bilgisini kullanarak yaratacak ve yarattıkça zihnindeki iyilik bilgisi yok olacaktı. bütün bunlardan habersiz ve uzun zamandır yapmadığı biçimde, kendini öldürmenin yollarını düşünen asil’in zihninde yeni bir cephe açıldı. bu cephede savaşılacak olan düşman, asil’in de inandığı, bildiği ve düşündüğü bir bilgiydi.
iyilik, ilk öğretilendi. ancak gerçek değildi. yaratılması olanaksız eserler gibi, iyilik de bilinen boyutlar dahilinde var olamayacak kadar hayaliydi. ancak bir yerlerde iyiliğin olduğuna inanan ve defalarca hayal kırıklığına uğramaktan mahvolmuş olan insanların yersiz çabaları, kendilerini tanımalarını engelliyordu. savaşlar, ihanetler ve yalanlar insana aitti. ve pişmanlık ya da komşunun hayatını eleştirmek, iyi olmaya yetmiyordu. hiçbir şey, iyi olmak için yeterli değildi. çünkü dünya ve insan eti, iyilikten yoksundu. insanlık, çizginin diğer tarafındaydı. ancak iyilik be kötülüğü ayıran sınıra o kadar yakındı ki, iyiliğin ne olduğunu biliyor, ancak hayata geçiremiyordu. vicdan kelimesi ve duygusu, sınıra yakın olmaktan kaynaklanan bir sahtelikti. insan, iyiliğe yakın olana bir kötüydü. bu gerçeğin insan tarafından öğrenilmesinin zamanı gelmişti. erişemeyeceği bir huzuru sürekli arzulamaktan vazgeçmeli ve kendisiyle çelişmekten delirmeye son vermeliydi. gelişimini engelleyen yüksek amaçlara sahip olmayı bırakmalı ve iyiliğe ulaşmak yerine, içindeki kötülüğü dizginlemeyi öğrenmeliydi. çünkü her ne kadar yakın olsa da, iyilikle arasında asla aşamayacağı bir duvar