Can Aktaş

Can Aktaş
@canakttas
Ancak şimdilik dikkat edilmesi gereken başka şeyler vardı: Yürüyüşü, saçları, üzerindeki giysiler, ayakkabıları, makyajı, aksesuarları, bakışlarını çevirdiği yönler. Çünkü her ne kadar hiç kimse göründüğü gibi olmasa da, herkes göründüğü gibi olmaya çalışıyordu. Rahat gibi görünüyorsan rahat olmaya çalışıyorsundur. Görüntün, hayalindir. Nadiren gerçekleşir, ama en azından çabanın hangi yöne aktığı bellidir.
Sayfa 79 - dk·Kitabı okudu
Reklam
Tesadüf olarak adlandırılan her olay, nedeni bilinmeyen herhangi bir gelişmeydi. Yürüdüm. Saatlerce. Saatlerce yürümek. İki göz kırpması arasında bir sokağın başlangıcından, nereye düştüğü belli olmayan bir caddeye adımlar atmak. Bir kavşakta uyuyakalıp, bir duvarın sonunda uyanmak. Aynı sokaktan dördüncü kez geçtiğini, dilencilerin bakışlarından anlamak. Soğuk bir güneşin terlettiği tek kişi olmak. Sadece evsizlerin kullandığı üstgeçitlerin basamaklarına basmak. Saatlerce. Kırmızı ışıkta bekleyen adamların arasında gideceği yeri bilmeyen ve bunu önemsemeyen tek kişi olmak. Hiç bitmeyecekmiş gibi geçen otobüslerin yok olmasını beklemek. Dar kaldırımlarda omuzlarından birini geriye atmak. Saatlerce, nedensizce, şehri delen iş makineleri gibi yürümek. Ben de kanlı bir biftek yemek için durana kadar yürüdüm. Ve ne istediğimi düşündüm. Tanıklık ettiğim dünya, şiddet kullanılarak yönetiliyordu. Ancak kimse bunu itiraf etmiyordu. Hatta şiddet kelimesi bile gömülmüştü. Onun yerine başka bir kelime kullanılıyordu: Para. Çok daha nazik. Çok daha yasal. Çok daha ahlaki. Çağdaş uygarlıkta şiddetin anlamı paraydı.
Sayfa 78 - dk·Kitabı okudu
Işık hızının da bir sınırı olduğunu öğrendiğin gün gökyüzüne baktın. Güneşi gördün. Ancak gördüğünün, güneşin geçmişi olduğunu anladın. Haklıydın. Güneşin dünyaya uzaklığı yüz kırk dört milyon kilometre ve ışığının gezegene ulaşması sekiz dakika sürüyor. Dolayısıyla bir gün, güneş sönerse, bunu ancak sekiz dakika sonra anlayabileceğini kabul ettin. Sekiz dakika boyunca, güneş sönmemiş gibi yaşayacak olan insanları düşündün. Her anın, o son sekiz dakikaya dahil olabileceği olasılığını fark ettin. En önemlisi, düşüncenin davranışa dönüşme süresinin de en az sekiz dakika olabileceğini hayal ettin. Aradaki sekiz dakikayı, doğanın parçası olarak gördün. Sevgilisini sevmekten vazgeçmiş insanın, ancak sekiz dakika sonra bunu açıklayabilmesini olgunlukla karşıladın. Sekiz dakika boyunca sevildiğini düşünmeye devam eden insanın gerçekle çarpışınca kırılan hayaline acımadın. Çünkü gözlemleyebildiğin her davranışın geçmişteki bir düşüncenin eseri olduğunu anlamıştın. Tanığı olduğun ve insanlar tarafından temeli atılmış olan dünya her şeyiyle geçmişe aitti.
Sayfa 36 - dk·Kitabı okudu
insanın, hiçliğin merkezinde, varlıktan ibaret kalmasıyla arasındaki en büyük engellerden biri, iyilik bilgisiydi. bu bilgi, insana atılmış en büyük kazıklardan biriydi. umut ve umutsuzluk arasında gidip gelirken, açlıktan ölmesine neden olacak kadar belalı bir bilgi. asil’in ben’i, iyilik bilgisini kullanarak yaratacak ve yarattıkça zihnindeki iyilik bilgisi yok olacaktı. bütün bunlardan habersiz ve uzun zamandır yapmadığı biçimde, kendini öldürmenin yollarını düşünen asil’in zihninde yeni bir cephe açıldı. bu cephede savaşılacak olan düşman, asil’in de inandığı, bildiği ve düşündüğü bir bilgiydi. iyilik, ilk öğretilendi. ancak gerçek değildi. yaratılması olanaksız eserler gibi, iyilik de bilinen boyutlar dahilinde var olamayacak kadar hayaliydi. ancak bir yerlerde iyiliğin olduğuna inanan ve defalarca hayal kırıklığına uğramaktan mahvolmuş olan insanların yersiz çabaları, kendilerini tanımalarını engelliyordu. savaşlar, ihanetler ve yalanlar insana aitti. ve pişmanlık ya da komşunun hayatını eleştirmek, iyi olmaya yetmiyordu. hiçbir şey, iyi olmak için yeterli değildi. çünkü dünya ve insan eti, iyilikten yoksundu. insanlık, çizginin diğer tarafındaydı. ancak iyilik be kötülüğü ayıran sınıra o kadar yakındı ki, iyiliğin ne olduğunu biliyor, ancak hayata geçiremiyordu. vicdan kelimesi ve duygusu, sınıra yakın olmaktan kaynaklanan bir sahtelikti. insan, iyiliğe yakın olana bir kötüydü. bu gerçeğin insan tarafından öğrenilmesinin zamanı gelmişti. erişemeyeceği bir huzuru sürekli arzulamaktan vazgeçmeli ve kendisiyle çelişmekten delirmeye son vermeliydi. gelişimini engelleyen yüksek amaçlara sahip olmayı bırakmalı ve iyiliğe ulaşmak yerine, içindeki kötülüğü dizginlemeyi öğrenmeliydi. çünkü her ne kadar yakın olsa da, iyilikle arasında asla aşamayacağı bir duvar
İnsan ve Hayat
“kumar oynar mısın? hiç sanmıyorum. kaybedecek çok şeyin var çünkü. kumar masasına oturmayacak kadar zenginsin. her ne kadar sahip olduklarının hiçbiri gerçek hayatta para etmiyor olsa da çok zengin olmalısın. korkaklığını başka türlü açıklamak mümkün değil. dünyanın en zengin adamı kadar korkaksın! oysa yoksulsun. neden? yoksulluğunun nedenini sormuyorum. korkaklığını kastediyorum. neden? ‘çünkü hiçbir bankaya yatıramayacağın kadar hayat dolusun. çok berbat bir durum bu, asker. hayata bu kadar bağlanmak.’ acıdan bu denli uzak kalmaya çalışmak. her emri yerine getirmek. yükselen sesler karşısında titremek. korku seni mahvetmiş. korku, beynini kafatasından sökmüş. benden daha ölüsün. hiçbir zaman dirilemeyeceksin. daima titreyecek ve inleyeceksin. aptal ve korkak. santraldeki çocuğun burnunu kıramayacağını sen de biliyorsun. göze alamayacağın bir suç bu. çünkü yetişmen gereken bir hayat var, değil mi? bir an önce buradan çıkıp gitmen gereken yerler var. aptal bir ailen ve daha da aptal dostların. anana sövseler, başını eğip yoluna devam edersin. seni bekleyenler var. sana bir şey söyleyeyim mi asker: kimse yok! seni bekleyen kimse yok. telefonla konuştukların mı? annen mi? baban mı? hiçbiri değmez asker. ne sana ne de bu korkuya! hiçbirinin hiçbir değeri yok! sadece sen varsın. tüfeğin ve mermilerin var. kaç adam var bu kışlada? yetmiş mi? seksen mi? kaç mermin var? denk düşüyor, değil mi? tesadüfe inanır mısın, asker? kaçmaya, yok olmaya? geberteceksin hepsini! sonra da elveda! ama yapamazsın. korkarsın. belki de haklısın. en doğrusu budur. korkmalısın. ‘çünkü acı bağımlılık yapar. çünkü karaktersiz bir piç olmak bazen en kolayıdır. çünkü beni duymamak için aklını meşgul etmek en kolayıdır…’ düşün bakalım, asker. düşün. kaç benden. çocukları düşün. soğuğu düşün. acelem
Felsefe-Düşünce