Caner Ozansoy

aşkımızsa, Haliç’in ölü sularında, kavruk bir sonbahar yaprağı, suyun üstünde kalakalmış, ufak bir çırpıntıda battı batacak bir kayıkçık kâğıttan
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
... büyüklenmeyle sakatlanmış ölümsüz zaman tanrıçası, yaşamımızın külüstür resmi geçidine; ilençli ruhlarımızın cırlak karnavalına bakarak, hayatın kendisinden başkasına acımayan amaçları önünde hiçbir şeyin önemi olmadığının bilinciyle dimdik, arkasına bakmadan yoluna devam edip gidiyor.
Amat, Malta'ya doğru seyrederken akşam vakti gökyüzünü yağmur bulutları kaplamıştı. Çok geçmeden yağmur başlayacak gibiydi. Buna rağmen, yeniçerilerin en kıdemsiz neferleri olan karakullukçular, onca emekle yıkadıkları çamaşırları, pruva ile başaltı arasına gerilen kasavele halatına asıyorlardı. Emilio Santos, nâmı diğer 'Sakal' ise çubuğunu tüttürmekteydi. Artık nasıl cesaret ettiyse, aceminin biri çekine çekine bu ketum adama sordu: "Ağam! En iyi sen bilirsin. Ben bugüne kadar alt tarafı bir can aldım. Yüzlerce kişiyi öldürmek nasıl bir şey?" Sakal susuyordu. Sorusuna cevap alamayacağına hükmeden acemi tekrar işine dönecekti ki, o güne kadar 4.000 kadar adam öldüren yeniçeri şu cevabı verdi: "İlk kez öldürdüğünde bir değil, sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. Yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. Babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilân eden o delikanlıyı da, zavallı bir kadının kocasını da, savaşa giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da... bütün bu kişileri öldürmüş olursun. İkinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişi öldürmüşsündür. Üçüncü kez ise, kimseyi öldürmüş sayılmazsın." Cevabını alan karakullukçu sanki kendi kaderini görür gibi içe dönük gözlerle uzaklara bir süre baktı. Neden sonra bir an önce yıkaması gereken çamaşırlar aklına geldi ve elindeki dolamayı leğendeki küllü suya sokup çitilemeye devam etti.
İşte o anda kalyonun bütün postaları ve kaplama tahtaları gıcırdadı, sanki taşıdığı günah yüküyle gemi acı içinde inliyordu.
Kardeşliğin, uzun aradan sonra alevlenen dostluğun son pırıltıları da birazdan sönecek, burada, yatakhanede iki öğrenci, ranzada iki asker gibi yataktan yatağa konuşarak paylaştıkları ortaklık duygusu yok olacak, yerine, hayatlarını tokuşturan, birbirlerini yargılayan iki kocamış insanın soğukluğu yerleşecekti...
Sayfa 264·Kitabı okudu