(1933-1934) Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti'nin kuruluş manifestosu, kalabalık bir davetli topluluğunun önünde Sabit Dâmolla tarafından okundu:
• Bütün Uygur bölgesi, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin parçasıdır.
• Yönetim ve ekonomi, tamamen Doğu Türkistanlıların kontrolünde bulunacaktır.
• Doğu Türkistan’ın baskı altına alınmış milletleri, şimdi artık tamamen özgürdür.
• Cumhurbaşkanı, tamamıyla halkın huzur ve saadeti hedefini benimsemiş bir hükümetin kurulmasına öncülük edecektir.
• Cumhuriyet, bütün kurumlarıyla, modernleşmekte olan diğer toplumlar seviyesine çıkmaya çalışacaktır.
Uygurları sevince ve heyecana boğan bu siyasi oluşum, bütün ilhamını Muhammed Yakub Bey’in yaklaşık yetmiş yıl önce yine Kaşgar’da kurduğu emirlikten alıyordu. Ne var ki, Çin’le arasındaki ticari ilişkileri yoğunlaştıran Sovyetler Birliği’nin ikircikli siyaseti sonucunda Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti -Kaşgar, Yarkent ve Yenihisar’daki şiddetli savaşların akabinde- 16 Nisan 1934’te Çin orduları tarafından tamamen yok edildi.
Evet: Doğu-Batı ayırımını ortaya koyar kovmaz, ilk bakışta meydana şu manzara çıkıyor: İçeride, Hint Denizine doğru, bütün vecd ve hakikatini kaybetmiş, her türlü savunma kudretinden mahrum, sadece yılgınlar, ezginler ve kravatlı maymunlardan ibaret, ölü bir insanlık... Dışarıda da, Atlas Okyanusuna doğru, yalnız saldırıcı, dize getirici ve kendisini Doğuya örnek gösterdikçe büsbütün zehirleyici bir âlem... İçli ve dışlı bu iki zit dünya arasında da, dış tezahür aynalarının bütün aldatıcı gösterişlerinden ve yalancı teyitlerinden müberrâ ve müstağni fakat galip gelmek için mutlaka içli ve dışlı binbir cephede savaş vermeye memur ve mecbur ezelî ve ebedî hakikat dâvası...
Biz, Doğuya galip rengini üfleyen, onu bütün dünyaya karşı taarruza ve (aksiyon)a kaldırmış olan, böylece kendi intişar dalgaları önünde Batıyı maddî ve mânevî (barikad) lara girmeye ve aradaki bölümü çizmeye zorlamış bulunan ezelî ve ebedî ruhun, hak yolunda ve iç ve dış istikâmetlerde sistemli dâvacılarıyız. Doğu da bizim için, olsa olsa, ancak bu ruh etrafında mücerred bir istidat ve ruhî bünye tarlası olarak haritalaşabilir. Yoksa, kaba mekân ölcüsüyle gözümüzde Doğu diye de bir şey yoktur.
Sayfa 17 - (İslami Büyük Doğu Hakkında)·Kitabı okuyor