İnsanlar içinde bir sana inandim
Bir seni sevdim kendimden baska
Uykularımın bölündügü saatlerde
Sendin düsündügüm soluk soluk
Sivri bıçaklar gibiydin karanlığımda
Gözümü yumsam seni görüyordum
Oynak türkülere benzeyen yürüyüşünle
Sen çıkıyordun karşıma
Karanligimda
İki yıldızdı ellerin görülmedik
Karanlığımda
Bir orman yangınıydı dudakların
Rüya. Su gibi. Her şekli alan, geçmişi olmayan. Uyanıyorsun. Terlemişsin. Dudağına şakaklarından uzanan tuzlu su hatırlatıyor rüyanı. “Su!” diyorsun. “Tek gerçek!” Sonra tekrar uyuyorsun.
Aslında ne, kim, nasıl, neden sorularından artakalan, dünyanın dibindeki pisliğin içinden gelip yeryüzüne çıkmış, kendine satıcı arayan bağımlı gibi dolanan o soru var aklında:
“Ne fark eder?”
“Hiçbir şey!” diyorsun. Yeniden uyumak için gözlerini kapatırken.
Düşüncelerime ve beynimden geçenlere en yakın - en yakın diyorum çünkü hiçbir zaman tam anlamıyla düşüncelerimizi söylememize yetecek kelimelerin yeryüzündeki lisanlarda bulunmadığını uzun zaman önce anladım.