Yanılmışım. Meğer bitmemiş. Öyle ya, zulüm ve düşmanlık bitmedi ki. Ne çabuk unutmuşum Habil ve Kabil'i. Mermer sunaklar yeni kurbanlarını bekliyor. Haydi, seyre duralım hep birlikte. Ne kadar da küçükmüş meğer. Sığamadık yeryüzü sofrasına. Kibir denizinde boğulmuşuz da haberimiz yok. Değirmenimiz susmuş , unumuz bitmiş. Fırınlarımız da kararmış, kalplerimiz gibi.
Artık burnumuzda sıcak ekmek kokusu yerine kan kokusu var...
İyi o zaman. Ne diyelim? Afiyet olsun...
Boka savaş raconunu iyi biliyordu. Elindeki mızrağı duvara dayadı ve mızrağın yanından uzaklaştı. Madem gelenler silahsızdı, onun da silahı olmamalıydı. Kolnay ve Csele de aynen Boka'nın yaptığı gibi yaptılar, silahlarını bıraktılar. Csele liderinden geri kalmamak için borazanını bile yere bıraktı.
Felaketimizi başka biriyle taksim etmek saadettir, fakat annelerle değil, annelerle değil. Annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş olur:Çocuklarının felaketini iki kat şiddetle hisseden anneler , bu ıstıraplarını çocuklarına fazlasıyla iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikal edişinde büyüdükçe büyür.