2020 bir şey denedi.
Bize söylemek istedikleri vardı.Bunu yaparken de aklımızı aldı. En az üç günlük ömrümüzden en fazla üç günlük aklımız kaldı.
1995 yılında Fransada La Haine diye bir film girdi gösterime.Türkçe "Nefret" demek "La Haine".
O film hem bir sistem eleştirisi hem de bir düşüşün hikayesiydi.50 katı binadan düsen bir adamın hikayesi.Sistemin suçlu ilan ettiği adam sonunda polise yakalanmamak için kendini bir binanın 50’nci katından aşağı bırakır ve düşerken her katta şunu tekrar eder:
"Jusqici tout va bien." / (Buraya kadar her şey yolunda.)
Ta ki yere çakılana dek.
Kaplanla birlikte yaşamanın tek koşulu onun efendisi olmaktır ;ya efendisidir ya
da kurban.Bu durum benim tercihim değil diye düşünüyor ,her insan kendi seçemediği bir ailede seçemediği bir kaderle dünyaya gelir; bizimki de kaplanın sırtında doğmak bir bakıma.
Kaderi değiştiremezsin.
Nilüfer çiçekleri yürek parçalayıcı yolculuklardan geçer. Tohumları toprakla, artıklarla ve birbirine giren köklerle kaplı bulanık bataklık suyunda filizlenir. Çiçek açmaları için bu korkunç karanlıkta yolunu bulması gerekir, suyun üstünde bir
yerde güneş ışığının olduğunu içten içe bilmeli ya da en azından bunu umut etmeli. Böylelikle bu yolculuktan zarar görmeden çıkar ve zafer kazanmış bir şekilde çiçek açar.
“Ahmet’im ,
ölüm ne zaman gelirse erkendir. ‘Tamam yeter.’ diyen olmuş mu hiç? Yirmisinde de gelse yetmişinde de gelse, altmışında da ,doksanında da gelse ,erken der insanoğlu. Ama ecel sırasını şaşırmaz.”