''Delilik denilen meydan okuma biçimine tarihsel açıdan bir bilinçaltı varsayımıyla karşılık verilmiştir. Sınırlarını saçmalık boyutlarına kadar genişleten ve iyice saldırganlaşan saçmalığa hak ettiği değeri verecek bir anlam sisteminde bilinçaltı adlı mantıksal düzenek bundan böyle delilikten (ve daha genelinde her anormal ve tuhaf oluşumdan) psikolojik durum, içtepi, baskı altında tutma vb. terimlerle söz etmemize imkan verecektir.
.. Eskiden deliler dilsizdi. Oysa bugün herkes onların ne dediklerine kulak vermektedir, çünkü günümüzde, eskiden saçma sapan ve içinden çıkılması olanaksız görünen deli mesajlarını çözebilen bir yöntem bulunmuştur. Üstelik çocuklar da konuşmaktadır. Çocuklar, artık büyüklerin evrenine ait olmayan anlaşılması olanaksız yaratıklar değildirler. Bir şeyler söylemeye çalışan çocuklar birer gösterene dönüşmüşlerdir. Konuşmalarının nedeni onlara bir konuşma 'özgürlüğü' tanınması değil, büyüklerin kafayı çalıştırıp bu sessizliğin bir tehdide dönüşmesini engelleyecek kadar kurnaz olmalarıdır. İlkellere bile söz hakkı tanınmaktadır. Konuşmaları istenmekte ve söylediklerine kulak verilmektedir. Onlara artık bir hayvan muamelesi yapılmamaktadır. Zaten Levi-Strauss da ilkellerin zihinsel yapılarının bizimkilerin aynısı olduğunu söylemedi mi? Psikanaliz de onları Oidipus kompleksi ve libidoyla buluşturmadı mı? Bize ait kodların hepsine uyum sağladıklarına göre bir sorun yok demektir.''
''Baudrillard, gönderenin kendi kendini tasfiye etmesini sağlayıp, kusursuz bir düşünce yapısı ile algılanması olanaksız bir hızla kendi düşüncelerini her zaman anlam ışınlarından korumayı bilmiş ve düşünce tarihinin egemenliği altına girmekten kaçınmıştır. Ürettiği dinamik kuramsal düşünce yalnızca gelişmeci bir özellik taşısaydı ya da dünyanın yerine kuram ve değişik kavrama biçimleri konulabilseydi, bu durumda, profesyonel düşünürler er ya da geç Baudrillard'ın düşüncelerinin de yapısal bir iskeletini oluşturur ve onu yönlendirmeyi başarırlardı.''
''Öznenin geçmişi olgusal değildir, bir tanığın anlatabileceği öyküye ancak belirsiz bir şekilde yanıt verir.
Eğer psikanaliz anlamı bir uygulama haline gelebildiyse bunun nedeni öznenin anlattığı hikayenin, belleksel işaretleri bazen çok küçük bir dış olgu olarak gölgede bırakmasıdır: bir bakış, bir vurgu bazen bir niyeti dile getirir, imgesel açıdan parçalanmış bir olgudan hareketle oluşan gizli bir gösterge oluverir.''
"Ayna aşaması, çocuğun psişik gelişiminde önemli bir evredir. 'Ben' (ego), imajiner temsil değerini diğeri sayesinde ve diğerinin bakışında bulur. Ayna aşaması, bu diyalektiği başlatan süreçtir. Çocuğun görüntüsel imgesiyle özdeileşmesi, diğerinin (Anne) bunu tanımasıyla/kabülüyle desteklendiği ölçüde mümkündür; çocuk kendi öz imgesinde, diğeri onu böyle tanıdığı için kendini tanır, yani diğerinin gözünde, bu imgenin kendine ait olduğunun tasdikini bulur. Ayna aşamasında gerçekleşen bu temel özdeşleşme, Hegel'in bilincin diyalektiği kavramına gönderir."