cantabile

cantabile
@cantabile
"Kierkegaard diyor ki, 'Gerçeğe öznel açıdan bakış, kişinin öznel olarak ilişkisine yönelmesini içerir. Bu ilişkide gerçeklik varsa, kişi gerçeği yaşamaktadır, ilişkide gerçek olmayan bir şeyler olsa bile.' Şizofrenik bir varoluş içinde, gerçek olmayan dünyasıyla gerçek bir ilişki yaşayan kişi, çok sayıda biçimsel beraberliklerine karşın aslında yalnızca kendisiyle ilişkide olan birine oranla gerçeğe daha yakındır. Çağdaş fizikçi Heisenberg'in 'İdeal bilim, insandan tümden bağımsız olandır' görüşü bir yanılgıdır' sözünde, iki yüzyıldır sürdürülmüş bir geleneğin geçerliliği sorgulanmaktadır. Varoluşçu olarak nitelendirilmeyen Alfred Adler bile yüzyılın ilk yarısında, 'Tedaviye gelen kişi ile tedavi eden kişi bir yaşantının yorumunda görüş birliğindeyseler, yapılan yorum yanlış da olsa bu önemli değildir,' diyerek, gerçeğin ilişkideki gerçeklikte aranması gereğini vurgulamıştır. Bu yaklaşımı öznelcilikle karıştırmamak gerekir. Kierkegaard'ın yaklaşımı, nesnelliği yitirmeden öznelliğe açılabilmeyi içerir. Nesnel gerçeğin kendisinden çok, kişinin onunla nasıl ilişi kurduğu önemlidir ve ilişkiyi görmezden gelen bir varoluş gerçeği olamaz."
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Dostoyevski, Nietzche'nin hınç adını verdiği psikolojik kategorinin büyük analisti, hatta bir bakıma mucididir. Dostoyevski, gururun gerçekte aşağılanmaya, nefretin ise gerçekte hastalıklı bir sevgiye ne kadar yakın olduğunu defalarca gösterir. Benzer bir biçimde, Rameau'nun yeğeni, ünlü amcasının varlığına itiraf edemeyeceği oranda bağımlıdır. Aynı şekilde, Julien de Madam de Renal ve Mathilde'i aynı zamanda hem sever hem de onlardan nefret eder. Nevski anekdotunda, zayıf adam subaydan nefret eder ama aynı zamanda ona 'hayrandır' da. Bu, aciz bir bağımlılık örneğidir. Dostoyevski bu psikolojik işkenceye 'Yeraltı' adını verecektir. Bunun anlamı, bir tür zehirli, aciz yabancılaşma, kendiliğin kronik bir istikrarsızlığı ve her an kendi zıddına, dalkavukça bir alçalmaya dönüşebilecek olan aşırı bir gururdur."
"That punishment, the public punishment of disgrace, should in a just measure attend his share of the offence, is, we know, not one of the barriers, which society gives to virtue. In this world, the penalty is less equal than could be wished; but without presuming to look forward to a juster appointment hereafter, we may fairly consider a man of sense like Henry Crawford, to be providing for himself no small portion of vexation and regret—vexation that must rise sometimes to self-reproach, and regret to wretchedness—in having so requited hospitality, so injured family peace, so forfeited his best, most estimable and endeared acquaintance, and so lost the woman whom he had rationally, as well as passionately loved."
"So long divided, and so differently situated, the ties of blood were little more than nothing. An attachment, originally as tranquil as their tempers, was now become a mere name. Mrs. Price did quite as much for Lady Bertram, as Lady Bertram would have done for Mrs. Price. Three or four Prices might have been swept away, any or all, except Fanny and William, and Lady Bertram would have thought little about it; or perhaps might have caught from Mrs. Norris’s lips the cant of its being a very happy thing, and a great blessing to their poor dear sister Price to have them so well provided for."
"Tüm zamanların ve ulusların büyük kahramanları için de aynı şey geçerli. Onlar halklarının çiçek açmasından gelen kokudur. Napoleon'u Fransa verdi, barışçıl Çin değil. İngiltere Darwin'i ve varoluş mücadelesi öğretisini sundu ve Rusya pasif direnişin havarisi Tolstoy'u verdi. Tersi mümkün değildi. Ve bu her zaman her yerde böyleydi. Almanya'yı dünya savaşına iten II. Wilhelm değil, Almanya'nın militan, yırtıcı, fetihçi ruhuydu ve ifadesini Bismarckların, Wilhelmlerin, Hindenburgların, Rohrbachların şahsında buldu. Antik Roma'yı yıkan Neronlar, Caracallar, Commoduslar değildir, yüzyıllarca süren haydutluk savaşları yüzünden ruhen yozlaşmış ve çürümüş Roma halkı sadece yozlaşmış zalimleri ve cellatları iktidara getirebilecek durumdaydı."