Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin..
Attila İlhan
Martin Eden
Öncelikle, kitap çok basit bir esermiş gibi duruyor ilk bakışta yahut ilk okunuşta. Eserin üzerine biraz daha kafa yorunca ışıklar birden insanın kafasında yanıyor. Düşünmediğiniz kadar fazla şey çıkıyor bu kitaptan. Kitap, insanı bir çok farklı soru ile kuşatıyor; felsefe bir çok şeyi böylesine karıştırır mı? İnsan ilişkilerini bile etkiler mi? Aşk bu denli çılgınlık mıdır yoksa yanılsama mıdır? Bir insan geçimini sevdiği şeyi yaparak sağlayabilir mi? Burjuva kesiminin umrunda olan tek şey para mı? Aşk her şeyi aşabilir mi? Kendini gerçekleştirdikten sonra ne olabilir? Sosyalizm mi yoksa... gibi bir çok soruyla karşılaşıyorsun. Üstelik, kitap sadece toplum sorunlarını değil felsefecileri de ele alıyor ve farklı görüşleri konuşturuyor. Bir çok felsefeciye değiniyor. Bu da ziyadesiyle beni memnun eden bir unsurdu. Eden, gerçekten toplumdan biri gibi yaşadı ve toplumdan fazlası misali öldü. Kitap bittikten sonra düşündüğüm şeylerden biri ise, "Eden farklı bir yol izleseydi eğer nasıl bir eser okuyacaktım?" Sorusu oldu. Bu da pek güzel bir şeydi çünkü bu kitap sayesinde bize sunulanın aksine bir çok alternatif oluşturabiliyorsunuz. Ortada tek bir hikaye olmasına rağmen Martin bir çok hayat ve son yaşıyor kafanızda. Temel olay alt kesimden cahil bir adamın bilgi ile tanışıp onu hayatının merkezine koyması ve aşkı için sanatını bütün dünyaya yaymak istemesi olsa dahi bu kitap çok daha fazlası. İnsanın neler yapabileceğini ve somuçların neler olabileceğini tekrar ve tekrar gözler önüne seriyor. Jack London kesinlikle eşsiz bir kitap yazmış ve "eser" kelimesinin hakkını sonuna kadar vermiş. Ölmeden önce şiddetle tavsiye ediyorum. Okumayan kalmasın!