Tam bir sanat eseri olduğunu söyleyebiliriz. Kitabın içindeki her şiir insanı farklı bir şekilde, boyutta etkiliyor. Özellikle şairimizin eşi Hatice için yazdığı şiirlerde acıyı, özlemi, sevgiyi en ince noktasına kadar hissediyoruz.
Şiirlerde karşılaştığımız bir diğer nokta ise tanrıya yönelik sitemler, hesap sormalar ve minnettarlıklar. Tanrıya yönelik farklı tepkileri fazlasıyla görebiliyoruz. Bununla birlikte toplumun sorunlarını benimsemekten kaynaklanan acıları ve yazmanın bir yıkım olduğunu da ince ince işleyerek anlatıyor bize şairimiz. Anlamanın zorluğunu ve acısını, herkese göre olmadığını farklı sayfalarda okuyoruz.
Erbaş’ın bu kitabında bizi farklı bir yorgunluk karşılıyor. Kaleminden de dökülen bir yorgunluk. Her ne kadar buna yorgunluk desek de bizi okurken dinlendiren bir unsur olduğunu söyleyebilirim. Kitapta bize içsel olarak yoğun bir karmaşıklık, isyan aktarılıyor. Toplumsal çürüme, var oluşsal sancılar, özlem, aşk… Her acıyı kapsayan mükemmel bir kitap çıkıyor karşımıza
İnsanın en büyük trajedisi öleceğini bilerek yaşamaktır. Bu bilgi bizi, ikisi de birbirinden yıkıcı bir yol ayrımına getirir bırakır. Ya hayatı reddederek, dünyaya gelmiş olma "cezasını" ölümcül bir inziva içinde tamamlarız ya da ölecek olmanın çaresizliği ile intikam alır gibi dünyaya saldırırız. İki yaşama biçiminin de kapıları çürümeye açılır, çürümeye kapanır. Oysa dünyayı sevmek ve yüceltmek tutkusunu bize belki de ölüm veriyordur. Bunu bilseydik nasıl bir hayat kurardık, bu da bir başka bilinemez.