Puan vermedi·416 syf.·
2026 8. kitabı
Selamlar…. Hayatta her şey tükenmiş… Acaba yaşananlara çare bulabilir miyim diye bağışıklığı olan küçük çocukları inceleyen ve en azından hayatta kalmaya çalışan küçük bir askeri araştırma grubu..üs.. Burda onlardan biri olan ama aynı zamanda herşeyi ayırt edebilen Melanie.. Bir de dışarda hayatta kalmaya çalışanlar var… Çöpçüler… Askeri üs bir gün bu çöpçüler tarafından saldırıya uğrar ve burdan 4 kişi olarak kaçmayı başarırlar… Sonrası biraz The Walking Dead olarak geçiyor… Kaçma, kovalama, barınacak yer bulma falan derken dışarda kaçacak yerleri kalmıyor.. Virüs gri bir duvar örmüş ve tohumlarını dağıtmak için fırsat kollarken diğer tarafta ise beslenmek için can atan acıkmışlar yer alıyor… Bir de bunun tarafında bağışıklığı olanlara rastlıyorlar onlar da işlerini zorlaştırıyor açıkçası… The walking dead izlemeyi sevenler bu kitabı seveceklerdir diye düşünüyorum.. Aksiyonu düşmüyor.. Sıkmıyor.. Kolay okunuyor… Filmi çekilmiş kitabın bir de ona bakalım bakalım nasılmış..? Başka serüvenler de görüşmek üzere
Tüm Sırların Sahibi KızMike Carey · Pegasus Yayınları · 2016121 okunma
Kimlik Kıskacındaki Devletin Somut Reçetesi: Üç Tarz-ı Siyaset
Puan vermedi·75 syf.··
2026 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 22:42
Yusuf Akçura’nın 1904 yılında Kazan’da (Rusya) kaleme aldığı 'Üç Tarz-ı Siyaset' makalesinin ve ona muasır gelen eleştirilerin yer aldığı bu kitabı incelemeye geçmeden evvel, eserin telif edildiği döneme dair ufak hatırlatmalar yapmak gerekir. Osmanlı’nın Balkanlar’da isyanlarla kaynadığı, iktisadi iflasın eşiğine gelip varidatını Düyun-u Umumiye’ye kaptırdığı bu süreçte, alternatif siyaset üretmek çok sıkı bir sansür rejimiyle engelleniyordu. Bu istibdat ortamında muhalif Jön Türkler, hukuken Osmanlı’ya tabi olsa da fiilen İngiliz idaresinde olan Kahire’ye sığındılar. Sansür zincirinin kırıldığı ve radikal fikirlerin serbestçe tartışılabildiği Türk Gazetesi’nde neşredilen bu makale, kendisi de bir sürgün olan Akçura’nın Osmanlı’ya dışarıdan bakarak yaptığı rasyonel ve duygusallıktan uzak tahlilin en somut örneğidir. Dolayısıyla bu derleme, yalnızca maziye gömülen imparatorluğun çöküşüne dair bir reçete sunmakla kalmıyor; aynı zamanda günümüz Türk siyasi düşüncesinin de temel taşlarını döşüyor. Akçura, bahsettiğimiz bu üç siyasi akımı faydalı ve uygulanabilirlik açısından inceliyor ve bir siyaset bilimci gibi, “Ben size hayal satmayacağım. ‘Bu fikir tüm insanlığı kurtaracak’ gibi boş ve süslü safsatalarla analiz yapmayacağım,” diyor. Bu doğrultuda sırasıyla her bir fikre, “Hangisi Osmanlı toplumuna daha çok kuvvet kazandırır ve onun bu acımasız dünyada hayatta kalmasını sağlar?” şeklinde yaklaşır. Akçura’ya göre Osmanlı Devleti’nin güçlenmesi; bütün Müslümanların ve Türklerin menfaatine ters değildir. Fakat sadece İslamcılık siyaseti izlemek, Osmanlı Devleti’nin ve Türklerin çıkarlarına tamamen muvafık düşmez. Osmanlı topraklarında yaşayan gayrimüslim tebaayı göz önünde bulundurursak, bu fikrinde pek de yanlış sayılmaz. Türkçülük menfaatine gelince; bu fikir de ne
Üç Tarz-ı siyasetYusuf Akçura · Kaynak Yayınları · 1907154 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Belki Derdimize Çare Bir Çiçek
Puan vermedi·144 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 18:05
İncelememe Kitabın En Sevdiğim Alıntısıyla Başlamak İstiyorum Genç dostlarımız Allah'a (c.c.) dayansınlar, çalışmaya ve gayrete sarılsınlar. Yenildik, pes ettik, demesinler. Yedi kez düşseler de sekizinci kez ayağa kalksınlar. Hayattan geriye anlatılmaya değer bir hikâye bırakmaları gerektiğini unutmasınlar. İnsan, bu hayatı boşa yaşamış olamaz. Bizden önce milyarlarca ruh yaşadı ve gitti, bizden sonra da milyarlarca ruh gelip geçecek. İnsan hayatı, sonsuz âlemde bir ışık çakımı gibi... Öyleyse buraya güzel bir sada, hoş bir iz bırakmak gerek. Yaptıklarımızla, söylediklerimizle, dokunduğumuz kalplerle... Bunun için sâ'ye, çalışmaya sarılmak lazım... Bu satırları okuduğumda içimdeki o geçici telaşın dindiğini hissettim. Bazen hepimiz "her şey üstümüze geliyor" diye düşünüyoruz ama bu kitap bize aslında hayatın ne kadar kıymetli bir "iz" bırakma fırsatı olduğunu hatırlatıyor. Düştüğümüzde "yenildim" demek yerine, yedi kere düşüp sekizinci kez ayağa kalkmanın o asil direnişini kuşanmak... Bu, ruhu gerçekten hafifleten, insanı kendi eksenine döndüren bir bakış açısı. Hayat, evet, sadece bir ışık çakımı kadar kısa ama bu kısa sürede dokunduğumuz kalpler, ettiğimiz güzel sözler ve çabamızla dünyaya bıraktığımız o hoş sada, baki kalacak olan asıl mirasımız. Eğer siz de hayatın karmaşasında soluklanacak, "tekrar ayağa kalkmak için" bir neden arayacak bir dost sesi arıyorsanız, bu kitap tam da omuzunuza dokunup "devam et" diyecek türden. Başucunuzda dursun, her sayfada kendi hikayenize dair bir parça bulacaksınız. Şimdi Geçelim Kitaba Modern zamanın gürültüsünde yorulmuş, kendi içine dönmek isteyen herkes için bir sığınak bu kitap.Bu kitap, modern dünyanın karmaşasında kaybolan, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan ruhumuza verilmiş bir mola gibi. Sadettin Ökten, Kemal
Belki Derdimize Çare Bir ÇiçekM. Kemal Sayar · TK Kitap · 2025973 okunma
Puan vermedi·154 syf.·
2026 431. kitabı
Kuledibi’ndeki Tamburlu kıraathanenin, çoğunlukla ariflerden, güngörmüşlerden, sohbet ve kelâm ehillerinden olan ahalisi, asırların tüketemediği bu yorgun dünyanın binbir halini yâdedip onda baki kalan hoş ve nâhoş sedalardan dem vururken, laf dönüp dolaşıp çoğu kez bir zamanların Yâfes Çelebi’sine gelirdi. İhsan Oktay Anar Eski zaman mucitlerinin inanılmaz hayat öyküleri"ni anlatan bir romandır. Osmanlı dönemine benzer bir atmosferde geçen eser, bilgiye, güce ve doğaya hükmetmeye çalışan mucitlerin ilginç makineler üretme çabalarını, hırslarını ve yaşadıkları trajikomik maceraları konu alır.. Kitab-ül Hiyel Yâfes Çelebi, Calud ve Lalezar Necef Bey adındaki üç hiyelkarın (mekanikçi/mucit) birbirini takip eden yaşamları anlatılır. İcat ettikleri mekanik aletler sadece birer teknolojik gelişme değil, insanoğlunun iktidar ve hırs arayışının sembolüdür. Arapçada hile, çare ve yöntem anlamına gelen bu kelime, aynı zamanda antik ve İslam dönemindeki mekanik ilmini temsil eder. Eserde fiziksel icatların çizimleri bizzat yazarın kendi çizimleriyle romanda yer alır. Kitab-ül Hiyel sadece teknik makineleri değil, güç uğruna harcanan hayatları ve kurgu içindeki felsefi sorgulamaları ele alır. Sonunda teknolojik ve askeri üstünlüğün değil, güzelliğin ve bilginin erdemine vurgu yapılır Dünya'nın kendisi, bir mucize olarak, düşlerden kat be kat daha şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcıydı. S:80
Edebiyat & Roman
Kitab-ül Hiyelİhsan Oktay Anar · İletişim Yayıncılık · 20205,8bin okunma
Puan vermedi·262 syf.··
Beğendi
·
2026 52. kitabı
"... Artık tek amacı vardı. İnsanların birbirlerini yemesi umurunda değildi ve içine atıldığı bu çamurdan çıkıp kardeşini kurtardığında , hiçbir şeyin önemi kalmayacaktı. " Herkese Merhaba Fantastik " Cadı Ayazı " serisinin ilk kitabı "Savaş Çığırtkanı " ile sizlerleyim. Türk bir yazar tarafından kaleme alınmış olması ve Türk Mitolojisine dair izlerin yer alması nedeniyle kitabı severek okudum. Betinlemelerin de dozunda olmasıyla kurgunun içindeymiş gibi hissettim. Tek sorun kitabın bir an önce devamının gelmesi gerektiği çünkü aşırı merak uyandıran yerde bitti ve kafamda çok fazla ihtimaller var. Bakalım serinin devamında neler olacak ? Kiana ve kardeşi çocukken canavarların saldırısına uğrar . Kiana cadı gücüyle baş etmeye çalışır ama tüm gücünü kullanmayı bilmiyordur. Son anda gelen Kuzeyin cadı kraliçesi Britriel sayesinde kurtulurlar. Kiana , yıllar boyunca bu minnettarlıkla kraliçesine bağlı kalır. Kardeşi Kieran ise ablası gibi sorgusuz sualsiz bağlanmayı kabul etmez ve bir hata yapar. Bu hata sonrasi Kieran insan kral Mickal'in esareti altına girer. Kraliçe Britriel, kuzeydeki hakimiyetini güneyde de sağlamak ister . Kiana'ya kardeşinin özgürlüğü karşılığında son bir görevi olduğunu söyler. Kiana, kardeşinin özgürlüğü için insan kralla savaşa katılır. Savaşın son adımında güvenliğinden sorumlu olan Aghon, savaşa katılmasını istemediğini söyler ama Kiana kabul etmez. Agnon son çare olarak Kiana'yı kaçırır ve gerçek kimliği ortaya çıkar . Aghon, yıllar önce yok edilen kamlardan biridir. Kiana'nın savaştan kaçırılması ise büyük olaylara sebep olur. Yıllarca doğru bildiği şeylerin yanlış olduğunu öğrenir . Hiç beklenmeyen kişilerden gelen ihanet ise intikamın ateşini yakar. Kiana, kimin ihanetine uğradı ? Kamlar, neden savaşı engellemek istiyordu? Soruların
Savaş ÇığırtkanıHatice Dırmıkcı · Memphis Yayınları · 202518 okunma
Saatleri Ayarlama Enstitüsü Müdiriyet-i Umûmiyesi’ne
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
​Saatleri Ayarlama Enstitüsü Müdiriyet-i Umûmiyesi’ne ​ Sayın Tanpınar, ​Bu mektup geçmiş zamanın tozlu raflarına terk edilmiş bir özlemin yankısını taşımaktadır. İstanbul’un tüm ihtişamıyla yansıdığı o tabloların nesneleşmiş anlara atılmış bir çentiktir harflerim ve her bir cümlem yaşanmamış günlerin çetelesini tuttuğum ruznâmeden alıntıdır. Zamana çentik atmaya başladığım o ilk andan itibaren bu güne değin süren bu gecikmişlik hâli, Mübarek’in çarkları arasında daha da bilenerek dışavurmaya devam ediyor. ​Eskimiş yüzlerin bir izdüşümü olan bu gecikmişlik beyanı, aklımı kalbimin çekmecesinden çıkardığım o "geniş zaman" algısına ram olduğum şu ezelî ve ebedî saniyeden itibaren nihayete eriyor. Kalemim parmaklarımın esaretinden kurtulup ürkek ve marazlı sözcüklerim, kırık kanatlarıyla Boğaz’ın sisli sularına doğru yola çıkmaya hazırlanıyor. Zarfımı anın geniş ufkuna emanet ediyor, pulunu geleceğin meçhul boşluğuna mühürleyip tüm zamanları içine alan bu müşterek iç döküşü, bu hüzünlü senfoniyi sizinle paylaşıyorum. ​İnsan, fikirlerini de büyütürmüş meğer kendi tenhalığında... Ben de büyüttüm yıllarca söylencelerin ağırlığını omuzlarımda. Tıpkı Nuri Efendi’nin saatlere yüklediği anlamlar gibi suyun derinliğindeyken ağır, yüzeye çıktığında "incir çekirdeğini" dahi doldurmayacak anlamlar... Şimdi bu anlamları "sahnemin dışında" bırakıp bu içi boş ama muazzam derecedeki ağırlıktan, dipsizliğin o derin uğultusundan kurtuluyorum nihayet. ​Evvelce zatıalinize arz ettiğim o "sükût provası" meselesi –doğrusu ben bu durumu aristokratik bir inzivada ruh terbiyesi sanıyordum ki yanılmışım– zihnimde, metruk bir mabedin estetiğiyle örülmüş bir girdaba dönüştü. Dayanılmaz hâle gelen bu trajik ciddiyeti, bu yapay mukaddesatı muhafaza edebilmek uğruna kalbime çıkan tüm yolları
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201053bin okunma