Puan vermedi·142 syf.··
2026 41. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 13:50
Herkesin bildiği gibi; Türk edebiyatının ilk edebi romanı kabul edilen romanı İntibah’tır. "İntibah" kelime anlamı olarak "Uyanış" demektir. Hikaye, iyi eğitim almış, zengin ancak hayatı ve insanları tanımayan Ali Bey etrafında dönüyor.. kitabı spoilersiz anlatamayacağım ️Spoiler️ Ali Bey, Çamlıca’da gezerken Mahpeyker adında büyüleyici bir kadınla tanışır ve ona sırılsıklam aşık olur. Ancak Mahpeyker, hafifmeşrep, birçok erkekle ilişkisi olan ve Ali Bey’in saf duygularını suistimal eden bir kadındır. Ali Bey'in annesi Fatma Hanım, oğlunu bu kadından kurtarmak için eve Dilaşub adında dünya güzeli, temiz bir cariye satın alır. Ali Bey başta Dilaşub’a yüz vermese de zamanla Mahpeyker’in gerçek yüzünü öğrenir. Yıkılan Ali Bey, Mahpeyker’i terk edip evdeki Dilaşub’a yönelir ve onunla evlenmeye karar verir. Bunu gururuna yediremeyen Mahpeyker, korkunç bir intikam planı hazırlar. Çeşitli entrikalarla Dilaşub’a iftira atar; onun evden kaçtığını ve başka erkeklerle düşüp kalktığı yalanını yayar. Ali Bey bu iftiraya inanır, Dilaşub'u evden kovar ve kahrolup kendini içkiye, kumara verir. Bütün servetini kaybeder, annesi Fatma Hanım ise kahrından ölür. Evden kovulan Dilaşub, esirciler vasıtasıyla Mahpeyker’in eline düşer. Mahpeyker’in asıl amacı Ali Bey'i tamamen yok etmektir. Ali Bey’i Üsküdar’daki bağ evine çağırtıp orada kiralık katillerine öldürtmeyi planlar. Dilaşub bu korkunç planı duyar. O gece, Ali Bey eve geldiğinde Dilaşub onu uyarır. Ali Bey'in kaçmasını sağlamak için onun paltosunu giyip yatağına uzanır. Karanlıkta odaya giren katiller, yatakta Ali Bey'in yattığını sanarak Dilaşub’u bıçaklayarak öldürürler. Durumu fark eden Ali Bey geri döner, Dilaşub’un cansız bedenini görünce çılgına döner ve mutfaktan aldığı bıçakla Mahpeyker’i orada öldürür. Olay yerine gelen
İntibahNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,2bin okunma
İnsanın ruhunda iz bırakan bir kitap
10/10
·576 syf.··
2026 1. kitabı
Dolunayın Kırık Aynasını biz Cariyenin İkinci Hayatı adıyla okuduk iyi ki de okuduk. O zamanlar wattpadde son yarışmada birinci seçilen beş kitaptan biriydi ve o zamanda bu kitabın hakkının verilmediğini milyonluk kitaplardan, artık sıradan gelen hepsi aynıymış hissi veren o kitaplardan farklı olduğunu düşünüyordum hala da öyle düşünüyorum. Baktım yorumları doğru düzgün yok hesap açıp sırf kitap biraz daha görünsün, farklı kitaplarında sesi olsun hep mafya, zoraki evlilik gibi kitaplar dışında da kitaplar görelim. Bunun içinde yazarı desteklemek gerekir. Gelelim kitap incelemesine oldukça uzun bir inceleme yazacağım. Tarihi kurgu ile fantastik unsurları bir araya getiren Dolunayın Kırık Aynası, okuyucusunu yalnızca farklı bir döneme değil, aynı zamanda kaderin yeniden yazılabileceği bir dünyanın içine sürüklüyor. Bazı yaralar zamanla iyileşir, bazıları ise insanın ruhuna kazınır. Dolunayın Kırık Aynası, tam da bu noktadan hareket eden; ihanet, aşk, güç ve intikam temalarını merkezine alan sürükleyici bir tarihi kurgu romanı. Romanın merkezinde, saraya cariye olarak giren genç bir kadın bulunuyor. Hayatı boyunca sevdiği adama güvenen, onun için fedakârlıklar yapan ve geleceğini onunla hayal eden bu kadın, en büyük darbeyi yine sevdiği kişiden alır. Güvendiği adamın ihaneti sonucunda hayatını kaybetmesi, hikâyenin yalnızca başlangıcıdır. Çünkü ölüm onun sonu değil, ikinci hayatının başlangıcı olur. Kahramanımız gözlerini yeniden açtığında geçmişe dönme fırsatı elde eder. Bu kez kaderin kurbanı olmak yerine onu değiştirmeye kararlıdır. Önceki yaşamında yaptığı hataları bilen, insanların gerçek yüzlerini tanıyan ve gelecekte yaşanacak olaylardan haberdar olan genç kadın, sarayın tehlikeli koridorlarında çok daha güçlü bir şekilde yürümeye başlar. Ancak intikam almak
1000Kitap
Dolunayın Kırık AynasıTuğçe Sarıgül · Dokuz Yayınları · 202615 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·208 syf.··
2026 429. kitabı
Zehra, Türk edebiyatının Tanzimat dönemindeki en önemli kalemlerinden Nabizâde Nâzım’ın Türk edebiyat tarihine geçen, ilk psikolojik roman denemesi ve ilk realist roman örneklerinden biri kabul edilen anıtsal bir eseridir. İlk kez 1894 yılında Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilen ve yazarın ölümünden sonra 1896’da kitaplaştırılan bu roman, insan psikolojisinin en karanlık dehlizlerini muazzam bir gerçekçilikle masaya yatırır. Romanın merkezinde, zengin bir tüccarın kızı olan, aşırı kıskanç, ihtiraslı ve marazi bir ruh haline sahip Zehra yer alır. Zehra, babasının ticaret hanesinde çalışan Alp Bey ile evlenir. Başlangıçta mutlu giden bu evlilik, Zehra’nın babasının ölümü ve eve Sırrıcemal adında güzel bir cariyenin alınmasıyla tamamen yön değiştirir. Zehra’nın çocukluğundan gelen güvensizlikleri ve doğuştan gelen marazi kıskançlığı, Sırrıcemal’e karşı adeta bir cinnete dönüşür. Bu hastalıklı kıskançlık sarmalı, zamanla sadece Zehra’nın değil; kocası Alp Bey’in, cariye Sırrıcemal’in ve intikam planlarına dahil edilen Rum kızı Ürani’nin de hayatını dramatik ve kanlı bir felakete sürükler. Roman, kıskançlık ve intikam duygusunun bir insanı ve çevresini nasıl adım adım yok edebileceğini trajik bir zincirleme olay örgüsüyle anlatır. Nabizâde Nâzım, dönemin romantik edebiyat anlayışının dışına çıkarak, karakterlerin kararlarını ve duygusal patlamalarını kalıtım, yetiştirilme tarzı ve çevre faktörleriyle yani natüralist ve realist bir yaklaşımla inceler. İstanbul’un tuluat tiyatrolarından, mahalle yaşamına ve zengin konaklarına kadar dönemin sosyo-kültürel yapısını da harika bir gözlemle yansıtır. Zehra; edebiyatımızda kıskançlık psikolojisini, kadın duygu dünyasını ve tutkuların insanı esir alan yıkıcı gücünü ilk kez bu denli çıplaklıkla ve başarıyla işleyen, güncelliğini
ZehraNabizade Nazım · İskele Yayıncılık · 201815,3bin okunma
Koparılan çiçekler
8/10
·144 syf.··
2026 42. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 00:28
Dilber. Doğduğu topraklardan, anasından atasından çocuk yaşta koparılmış, hürriyeti elinden alınmıştır. Yüzünde güller açacakken acı çehresine işlemiştir. Okudukça tarihimizin karanlık yüzü olarak karşıma çıkan "Cariye" anlayışı (yada köleliğin güzellemesi diyelim) bilinmeyen o kadar çok hikayeleri barındırıyor ki… Toplumumuzun geçmişte ki bu anlayışını kaleme alarak eleştirel bir düzeyde hikayeleştiren Samipaşazade Sezai, İnsanı alıp satan bu zihniyete duyguların satılamayacağını çok güzel bir kurguyla dile getirmiştir. Daha öncelerde belirttiğim Tanzimat yazarlarının aşırı betimlemelerine bu kitapta rastlamadım. Acı, aşk ve toplumsal sınıf farklılığı temasını buram buram hissettim. Okuyun, okutun ve kabullenin! Köle ticareti bizim tarihimizde yaşanmış ve üstü örtülemez bir gerçektir…
Edebiyat
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Kurgan Edebiyat · 201356,5bin okunma
Puan vermedi
Kafkasya’dan küçük yaşta kaçırılarak İstanbul’a getirilen Dilber, bir esir olarak farklı kişilere satılır. Gittiği evlerde kötü muamele görür ve özgürlüğünü özler. Daha sonra Celal Bey ile arasında bir sevgi doğar; ancak cariye olması nedeniyle bu aşk mutlu bir şekilde sonuçlanamaz. Dilber’in yaşadığı acılar ve özgürlük arayışı romanın merkezini oluşturur. Dilber’in sevgiye, anlayışa ve özgürlüğe duyduğu özlem ,hayatı boyunca bir eşyaymış gibi alınıp satılması, onun yaşadığı yalnızlığı ve kırgınlığı daha da acı hale getirmekte. Özellikle sevdiği kişiye kavuşamaması, romanda hüzün duygusunu güçlendirirken bir yandanda insanın kader karşısındaki çaresizliğini derinden hissettirir. Sergüzeşt insanın özgürlüğünün ne kadar değerli olduğunu anlatan, okunduktan sonra uzun süre etkisi devam eden hüzünlü bir romandır. Dilber’in yaşadıkları sadece onun hikâyesi değil, aynı zamanda toplumdaki adaletsizliklerin de bir yansımasıdır. Roman bittiğinde insanın içinde derin bir burukluk ve düşünme isteği bırakmakta.
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Bilge Kültür Sanat · 201656,5bin okunma
10/10
·145 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 17:21
Nurettin Topçu “Var olmak” meselesini sadece felsefi bir konu gibi değil insanın içi, vicdanı, iradesi ve sorumluluğu üzerinden anlatıyor. İnsan ancak iradesiyle ve ahlaki bir duruşla gerçekten “var” olabiliyor. Bu fikir ilk başta basit gibi geliyor ama kitap ilerledikçe bunun ne kadar ağır bir sorumluluk olduğunu fark ediyorsun. Çünkü “var olmak” burada sadece yaşamak değil, kendinle mücadele etmek anlamına geliyor. Dili ağır ama bu beni çok rahatsız etmedi, hatta kitabın havasına uygun geldi. Şunu da söyleyeyim her sayfası kolay akmıyor. Sanki hızlı okunup geçilsin diye değil de, biraz yavaşlayıp düşünelim diye yazılmış gibi. Benim en sevdiğim yerlerden biri “Kalbin Emirleri” bölümü oldu. Orada anlatılan şey daha farklı… sanki aklın değil de kalbin konuştuğu bir yer gibi. Kitabı özel yapan da aslında düşünceyi sadece zihinde bırakmayıp kalbe indirmesi. Nurettin Topçu'yu okurken yalnızca bir fikir adamının düşünceleriyle karşılaşmıyorsunuz, aynı zamanda kendi hayatınıza, seçimlerinize ve değerlerinize de yeniden bakmaya başlıyorsunuz. Düşünce kitaplarına ilgi duyanlar için kesinlikle tavsiye ederim. Rabbim Nurettin Topçu'ya rahmetiyle muamele eylesin. Kaleminden dökülen hikmetli sözleri sadaka-i câriye olarak kabul buyursun. Mekânı cennet, makamı âli olsun.
Var OlmakNurettin Topçu · Dergah Yayınları · 20184,814 okunma