İki arkadaş bir gün define aramaya çıktılar. Üç gün kazdılar. Dördüncü gün gerçekten sandık buldular. Heyecandan elleri titriyordu. Sandığı açtılar. İçinden sararmış bir not çıktı: "Kazmaya devam edin. Biz de bulamadık." Adamlar birbirine baktıkları sırada kürek bir şeye daha çarptı. "Tak!" İkisi de yeniden umutlandı. Toprağı biraz daha açtılar. Bu kez ikinci bir sandık çıktı. Adam heyecanla kapağı kaldırdı. İçinde başka bir not vardı: "Biz ilk notu yazan ekibiz. Siz de bulamadınız demek..." Altında tarih vardı. 1968. Adam derin nefes aldı ve diğerine şöyle dedi: - "Bizim kaderimiz hazine bulmak değil." - "Ne peki?" Çukurun duvarına yaslandı: - "Başkalarının pes ettiği yeri devralmak..." Adam cebinden kalemi çıkardı. Kâğıda usulca bir şeyler yazdı ve Sandığı kapatıp tekrar gömdü. Notta şu cümle yazıyordu: - "Biraz daha kazın. Umudu biz de burada kaybettik."
Sahile indim dün gece, Sarhoştum sanırım,göremedim eceli, O vakit vurdu kıyıya melankoli denizi, Dalgalar arasında kıvranan yüzgeçler, Senin eserin mi? Ruhum gördü ve geçti, gömdü ve gitti, Senin gibi. İhanetin çarptı beni, boğdu beni. Sadakatim gözyaşlarıydı geceleri Kahve gözlerine bağımlı olduğum yar, Hiç düşünmedin mi? Hiç düşünmedin mi burada bir yürek var Sağır,kör,dilsiz Ve yatağın bensiz Gecelerin sessiz Ebediyet sarmış bizi Biz bu aşk adasından Ebedi sürgünleriz
Şiir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
H.
Radyoda tanıdık şarkı Geldi kulağıma çarptı Hiçte sırası değildi Bilin bakalım kimi hatırlattı...
Müzik
Sen de kırdın mı camları, kaçarken yüreğin kuş gibi çarptı mı göğsüne? Cebinde kırıldı mı bir kuşun yumurtası, Hadi söyle bana, Sen de çamurdan oyuncaklar yaptın mı, Koştun mu gelinciklerin arasında, rüzgâr saçlarını savururken kendini dünyanın sahibi sandın mı? Rengârenk pijamalarla sokaklarda kayboldun mu Söyle bana, Kavga izleri taşır mı alnın hâlâ? Yeni ayakkabılarınla girdin mi yatağa? Soydun dizindeki kabuğunu. Hadi söyle bana, Sen de seyrettin mi parmağında uçan uğur böceğini? Soylesene seninde rüzgârın ıslık çalar mı?
Duman
Sigara dumanı boğazını yakıyordu artık. Zihnini susturmak için kendini zehirliyordu bulduğu her fırsatta. Ölmek istiyor muydu yoksa yavaş yavaş acı çekip kendini mi cezalandırıyordu, artık o da bilmiyor. İçindeki lanetli sis, sigaradan daha zararlıydı onun için. Her şeyi sonlandıracak gücü bile yoktu ama yine de hayata karşı bir şeyler başarmak… Belki de sadece bir şeyler hissetmek istiyordu. Yalnızlığın kollarında olduğunu ve onu yavaş yavaş boğduğunun farkındaydı. Nefes alamıyordu ama sigara dumanını bir kere daha soludu. Sanırım onun için artık bir kurtuluş yoktu. Zehir, zehirden kurtulmak için bir tedavi arıyordu. Bir sabah uyandığında gözlerini tavana dikti. Yine ve yeniden uyanmıştı yani en azından gözlerini açmıştı. Saate baktı, sabahın erken saatlerinde olduğunu gördü. Hiçbir şey yapmak istemediği halde yataktan çıktı. Yüzüne soğuk suyu çarptı ama suyun soğukluğu bile onu kendine getirmedi. Gerçeklikten kopmuş benliğine mahkumdu. Aynaya baktı. Göz göze geldi kendisiyle. Gözlerindeki ışıltıyı tekrar görme umuduyla uzun süre daldı. Sudan daha soğuktu onun bakışları. Bir yalancının gözleri ne kadar güzel olabilirdi ki zaten. Herkese, her şeye ve en çok da kendisine yalan söylerdi. İyi olduğunu ima ederdi her seferinde. İçten içe çürüdüğünü bilirdi yine de. Bir kahve yaptı ve sigarasını yaktı. Telefonunu da eline aldı ve mesajlarına baktı. O çürüyen ruhuyla insanlara cevaplar verdi. Her kelimesinden tiksindi çünkü iyi olmadığı halde başkalarına iyi gelmeye çalışıyordu. Eksikti, boştu, altında onun için hiçbir anlam yoktu. Madem hala bu dünyada acılar içinde kıvranmaya devam ediyordu, o zaman en azından bir işe yaramalıydı. Yaşadığını hissettirecek her şeye muhtaçtı. Acınası kimliğini gizledi ve sahte neşesiyle karşılık verdi. Çiçekleri çok seviyordu çünkü ne
Edebiyat
Tamam itiraf ediyorum sıcak havayı azııcık hafife almışım.. nasıl çarptı beni. Güneşe çıkmadığım halde..
Hayata Dair