Republic of Fenerbahçe
Seni yok sayacaklar, sen daha çok var olacaksın.
Gökyüzünün olduğu her yer bizimdir
...
Yağmur ıslanmayana, aşk yaşamayana,savaş savaşmayana güzel... Şehit piyade teğmen Eril Alperen Emir
Bir kaçamak yapıp bakkala gittiğinde onun soğuk nefesini ensesinde yine hissetti. Dönüp baktığında Ölüm'le karşı karşıya olduğunu anladı: Bu kara Cübbeli ve uzun boylu şahıs, başına üstelik simsiyah bir namaz takkesi ya da ona benzer bişey giymişti.
Bölge daisi olacak mertebeye yükselenlerse en korkunç İsmaili düsturuyla tanışacaklar. Hiç bir şey gerçek değil her şey mübah! Lakin bu mekanizmanın iplerini ellerinde tutan bizler nihai düşüncelerimizi kendimize saklayacağız.
Sözde, senden kaçıyorum dolu dizgin atlarla,
Bâzan sessiz sedasız, ipekten kanatlarla,
Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla,
Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla,
Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla,
Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla,
Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla,
Sözde senden kaçıyorum dolu dizgin atlarla..
Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle,
Öldür bendeki beni, sonra dirilt kendinle,
Çarpsan kara sevdayı en azından yüz binle,
Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle.
Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle,
Ama her defasında geri döndüm seninle.
Hangi düğüm çözülür nazla, sitemle, kinle?
Ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle..
Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n’emsin?
Bazan kız kardeşimsin, bazan öpöz annemsin,
Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin,
Eksilmeyen çilemsin,
Orada ufuk çizgim, burda yanım yöremsin,
Beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin,
Çaresizim, çaremsin.
Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n’emsin? Yavuz Bülent Bâkiler
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun... Attila İlhan