Dslvmrslv

Dslvmrslv
@ccatharsis
Hissizliğin koynundan, hiçliklerin ortasına...
Belki de 2007’de anlaşılmamasının sebebi şu: O zamanlar henüz bu kadar dağılmış değildik. Film, yaşamadığımız bir yorgunluğu anlatıyordu. 2026’da ise hepimiz o pengueniz.
Reklam
Ayaz sert kurt dayanıyor.
​Vahşetin ve gözyaşının insanlık onurunu yerle bir ettiği bu çağda; kutuplaşmanın karanlığına değil, birliğin ve 'Vicdan Medeniyeti'nin' aydınlığına muhtacız.

Yahya Saygan

@yhysygn
·
"Ya istiklâl, ya ölüm!"
"Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet, medenî insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumundan yüksek bir davranışa layık görülemez. Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez. Halbuki, Türk'ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!.. O hâlde, ya istiklâl ya ölüm!" Mustafa Kemal Atatürk/Nutuk Atatürk’ün bu sarsıcı uyarısı, sadece bir asır öncesinin muharebe meydanlarına değil; 3. Dünya Savaşı arafesinde, insanlığın yeniden 'orman kanunlarına' sürüklendiği bugünün dünyasına da tutulmuş bir aynadır. ​Bizim bu kitaptaki yolculuğumuz; sadece bir jeopolitik analiz değil, "Söz konusu vatansa gerisi teferruattır" diyen o kadim iradenin, modern çağın hibrit savaşlarına ve sinsi kuşatmalarına karşı verdiği ontolojik cevabıdır. Bu, bir siyasi kutuplaşmanın değil; bir ucu Uzak Asya’ya, diğer ucu Akdeniz’e uzanan o büyük ruhun, yani hepimizin ortak istikbalinin hikayesidir. ​Vahşetin ve gözyaşının insanlık onurunu yerle bir ettiği bu çağda; kutuplaşmanın karanlığına değil, birliğin ve 'Vicdan Medeniyeti'nin' aydınlığına muhtacız. Biz bu kitapta, İmam Maturidi’nin yaktığı akıl meşalesini Ahmed Yesevî’nin kalp sıcaklığıyla harmanlayan; Pîr-i Türkistan’dan Alp-Erenler eliyle Anadolu’ya taşınan o Fergana-Ihlara rüzgârını anlattık. İbn Arabî’den Sadreddin Konevî’ye, Şems-i
Türkiye
Yıllardır “biz ve onlar” diliyle insanlar ayrıştırılıyor; din, kimlik, köken üzerinden kurulan bu hatlar aslında en kolay yönetme biçimi. Çünkü bölünmüş bir toplum, ortak derdini konuşamaz. Ama: ekonomi, geçim derdi, güvensizlik, gelecek kaygısı kimlik sormuyor. Pazara çıkan da aynı, kirayı düşünen de, çocuğunun yarınını dert eden de… Sıkıntılar ortak ama anlatı sürekli farklılaştırılıyor ki insanlar yan yana gelmesin. Savaşlar meselesi de tam buraya oturuyor. Çoğu zaman “iyi–kötü” diye paketleniyor ama derine indiğinde güç, çıkar ve hâkimiyet savaşı olduğunu görüyorsun. Bedelini ödeyenler ise hep sıradan insanlar. O yüzden “iyilik ve kötülük” kavramları, güç sahiplerinin dilinde çok kolay araçsallaştırılıyor. Belki de asıl mesele şu: İyilik; kimliğe değil, insana bakabilmek. Kötülük ise; insanı araç, sayıyı da gerekçe yapmak. Bunları görmek insanı umutsuz yapabiliyor ama aynı zamanda berraklaştırıyor da. Çünkü sorunun nerede olduğunu anlayınca, en azından oyunun dilini yutmamayı öğreniyorsun.
Günaydın, şairin basit yaşamak lazım dediği mısradan, çay var içersen diyen şaire atıf, mutlu sabahlar 🎶🌷😀💖
Reklam