Laboratuvar ortamında genleri özel olarak seçilen ve dünyaya getirilen Anna, 13 yaşına kadar sayısız operasyon geçirerek ablası Kate'in lösemi ile mücadelesinde kilit rol oynuyor. Birgün canına tak ediyor ve hiçbir davayı kaybetmeyen Cambell'ın kapısında buluyor kendini. Böbreğimi vermek istemiyorum diyerek ailesine dava açıyor. Bu kitabı okurken bir çok kere kendimi kişilerin yerine koyarken buldum. Bol bol empati kurdurtan bir kitap. Kitap Anne Sarah, baba Brian, Kardeş Jesse, abla Kate, kardeş Anna, Avukat Cambell, vasi Julia gibi kişi başlıklarından oluşuyor. Onların baktığı gözden bakınca farklı yerlere gidiyorsunuz. Çok güzel ele alınmış bir konu. Okurken ben olsam ne yapardım dedirttiren cinsten. Hiç beklemediğim bir sonla bitmesi bambaşka yerlere götürdü beni. Elinize geçerse mutlaka okuyun. Kızkardeşlik duygusunu çok farklı işlemiş yazar. Anna'ya vasi atanan avukat Julia tek yumurta ikizi Izzy ile hiç benzeşmezken Anna ile Kate farklı birey olarak büyümelerine rağmen birbirlerinin kopyasıdır.
Benim bir ablam var, o yüzden biliyorum; kardeslik iliski tamamen adil-lik üzerine kuruludur: Kardesinin senin sahip olduğun kadarına sahip olmasin istersin; aynı miktarda oyuncak, tabaga'ında ayn sayıda köfTe, aynı derecede sevilmek. Ama anne olmak tamamen fark bir şeydir. Çocugunun sahip olduğundan hep daha fazlasına sahip olmasinı istersin. Onun altında bir ates yakmak ve hızla yükselmesini izlemek istersin. Bu, kelimelere sigmayan bir sey." Gögsüme dokunu-yorum. "Ama bir sekilde iste buraya tam oturuyor."