"Hikâye, geçmiş değildir."
- Jacques Lacan
Lacan'ın bu formülü, psikanalizin zamansallık eksenenini sorunsallaştıran ve geçmişe ilişkin anlayışını özetleyen en önemli ifadelerden biridir. Bu cümle ilk bakışta paradoksal görünür. Çünkü gündelik dilde hikaye ile geçmiş neredeyse eş anlamlı kabul edilir. Oysa Lacan burada tam tersini söylemektedir: Geçmiş ile hikaye aynı şey değildir.
Bu formül özellikle _*Séminaire I, Les Écrits techniques de Freud*_ (1954) bağlamında söylenir. Lacan burada Freud'un tedavi anlayışını postfreudyenlerden kurtarmak için onu yeniden okumaktadır.
Tartıştığı temel soru şudur: Psikanaliz geçmişte gerçekten ne olduğunu ortaya çıkarmaya çalışan bir arkeoloji midir?
Lacan'ın cevabı hayırdır.
Analiz, geçmiş olayların nesnel bir envanterini çıkarmaya çalışmaz. Çünkü özne için belirleyici olan şey, geçmişte ne yaşandığı değil, bugün o yaşananlara hangi anlamın verildiğidir. Başka bir ifadeyle, olay ile olayın özne tarafından tarihselleştirilmesi aynı şey değildir.
Bu nedenle Lacan şöyle der:
"Tarih geçmiş değildir. Tarih, geçmişin şimdi içinde tarihselleştirilmiş halidir." ( _*L'histoire, ce n'est pas le passé ; l'histoire, c'est le passé dans le sens où il est historicisé dans le présent.*_ )
Burada Freud'un _*Nachträglichkeit*_ (après-coup / sonradan-etkililik) kavramı devreye girer. Bir olay yaşandığı anda belirli bir anlam taşımayabilir. Hatta sıradan ve önemsiz görünebilir. Ancak yıllar sonra özne başka gösterenlerle karşılaştığında, aynı olay bambaşka bir anlam kazanabilir. Olay değişmez; fakat olayın öznenin tarihindeki yeri değişir.
Örneğin çocuklukta yaşanan bir sahne, o anda hiçbir önem taşımamış olabilir. Ancak ergenlikte veya yetişkinlikte, okuma ve kartellerde psikoseksüel gelişim aşamaları üzerinden sık anlattığım üzere, aynı
'Je veux de l'amour, de la joie, de la bonne humeurCe n'est pas votre argent qui fera mon bonheurMoi je veux crever la main sur le cœurAllons ensemble, découvrir ma libertéOubliez donc tous vos clichésBienvenue dans ma réalité❤️🩹
Kelimeler dolanıyor öyle böyle
Avluda mahkumlar gibi
Sonra taş kesiliyor
Gardiyanlar!
Dikiliyor başlarda
Sanki anlar dolmamış gibi
Anlamlar parmaklık...
Kimsenin görmediği demirden sınırlar
Hayatı kazıyacak tırnakları kırıyorlar
Aşk iki - sen ve sen(!)
İş üç harfli - onlar bunlar şunlar
Aşk işi çalışanları harıl harıl
Emekliliği gelenlere paydos
Alev al-yan sonra kül ol
Duman?
Yalnızca bir tutam
Ama mahkumlara yok
Sayamıyor kimse
Sen'de kutsallaşan harfleri
Parmaklar çarpık,
Uzanmak bilmiyor başlar
Kesilecek bir nefes
Yapışmış cama bir buğu
Hava tahmin ediyor
Düşeş!
Turnanın kanadında sen vardın,
Ama parmaklar gözüne
O ilk zamanlar daki O saf ve mahsum o duygu, o hissi arıyor ... ağlıyor deliryor ne yazıkki o öldü ... ! Araya üstün lük kurma güç savaşları peşin sıra gelin ce , o öldü yaşatama dı...