18. yüzyıl sonundan beri akıl hastalarına dayatılan hapsetme ve vasilik durumu ile tıb bi kararlara hastanın bütünüyle riayet etmek zorunda oluşu, 19. yüzyıl sonuna doğru histerik kişiliğin oluşmasında şüphesiz önemli yer etmiştir. Aile konseyi ve vasi tarafindan haklarından mahrum edilmiş, otomatik olarak hukuksal ve ahlaki azınlık statüsüne yerleştirilmiş, kadiri mutlak doktor tarafindan özgür lüğünden koparılmış olan hasta, her türden toplumsal önerilere maruz kalmaktaydı. Bu türden pratiklerin kesişme noktasında ise, histerinin en önemli belirtisi olan telkin edilebilirlik bulun maktaydı. Telkin gücünü dışarıdan hastasına dayatan Babinski, hastasını öyle bir delilik durumuna sürüklemekteydi ki, sessiz ve hareketsiz hasta, çökmüş bir durumda o mucizevi sözü yeri ne getirmeye hazır durumdaydı: “Ayağa kalk ve yürü.” Böylece doktor da bu dinsel alıntının başarısında simülasyonun işaretini görmekteydi; zira hasta da bu iroııik kutsal buyruğu takip ede rek, gerçekten de ayağa kalkıyor ve gerçekten de yürüyordu.