ein volk ein rich

ein volk ein rich
@cehlibeyt
《|◇|》 ●

ein volk ein rich

, bir kitap okudu
Puan vermedi·182 syf.··
2024 8. kitabı
Hüseyin Rahmi Gürpınar
7.9/10 · 5,5bin okunma
Reklam
İyi de aramızda peydahlanan bu tiranlık sahiden do­ğal özelliklerden mi türemişti? Hem doğal özellik dediği­miz nedir ki?Her insanın doğuştan sahip olduğu zeka, ha­yal gücü, irade, vesaire seviyeleridir - tabii bunlar hep zi­hinsel özellikler, çünkü fiziksel doğal özelliklerin konu­muzla alakası yok. Adamın biri, toplumsal kurgulardan tü­reyen sebeplere bağlı kalmadan bir diğerine emir veriyor­sa, bunu mutlaka bir ya da birden fazla doğal özellik açı­sından üstün olduğundan yapar. Doğal özelliklerini kullanarak öteki üstünde egemenlik kurar. Ama ortada bir so­run vardır: Doğal özelliklerini kullanması meşru mudur, yani doğal mıdır? Peki doğal özelliklerimizi nasıl doğal biçimde kullana­biliriz? Kişiliğimizin doğal amaçlarına hizmet ederek. İyi de, bir başkası üstünde egemenlik kurmak kişiliğimizin doğal amaçlarından biri olabilir mi?Olabilir; olabileceği bir örnek mevcuttur; egemenlik kurulan kişi bizim için düşman konumundaysa. Anarşistin gözünde düşman ko­numundaki kişi, elbette, toplumsal kurguların ve tiranlı­ğın herhangi bir temsilcisidir; başka düşman yoktur, çün­kü diğer herkes kendisi gibi insanlar ve doğal yoldaşlardır. İşte görüyorsunuz, bizler aramızda yaratmış olduğumuz ti­ranlığı kendi kendimize, doğal yoldaşlarımıza, hatta aynı ideali paylaştığımız için katmerli addedebileceğimiz yoldaşlarımıza uyguluyorduk. Sonuç: Tiranlığımız toplumsal kurgulardan ve doğal özelliklerden türemediyse yanlış bir uygulamadan, doğal özelliklerdeki bir sapmadan türemiş olmalıydı. Peki bu sapmanın kaynağı neydi? İki kaynağı olabilirdi: Ya insanın doğası gereği kötü­cül olması, dolayısıyla da doğal özelliklerin hepsinin doğal olarak sapkın olmasından geliyordu; ya da insanlığın ti­ranlığı azdıran toplumsal kurgularla dolu bir ortamda uzun süre geçirmiş, haliyle de içgüdüsel
Kişisel hiçbir karşılık beklemeden, yani gerçek an­lamda doğal hiçbir karşılık almadan kendimi feda etmeye hazır olmam iyi hoştu; ama ya gelecekteki toplum hiç bek­lediğim gibi çıkmazsa? Ya özgür toplum diye bir şey asla var olmadıysa? O zaman kendimi ne uğruna feda ediyor olacaktım? Hiçbir kişisel karşılık beklemeden kendimi bir fikre feda etmek, bu fikre harcadığım emek için hiçbir şey kazanmamak kabul edilebilirdi; ama emek harcadığım şe­yin bir gün gerçekten var olup olmayacağını bile bilemeden kendimi feda etmek, çabamın fikre doğrudan katkı sağlamaması - işte bu biraz fazlaydı. Bu zorluğu da öteki gibi duygusal yöntem sayesinde çözdüğümü belirtmeli­yim; ama uyarmadan da geçmeyeyim, tıpkı öteki gibi bunu da kendi kendime, mantığımla, anarşizmimin tam anla­mıyla farkına vardığımda çözdüm, birazdan bahsedeceğim. O sıralar meselenin içinden bir-iki kof sözle çıktım: Ben gelecek için görevimi yerine getiriyordum; gelecek de benim için aynısını yapacaktı. İşte bu minvalde bir şeyler dedim. Bu çıkarımımı ya da çıkarımlarımı yoldaşlarıma açtı­ğımda onlar da bana hak verdi, özgür toplum uğruna var gücümüzle harekete geçmemiz gerektiği konusunda hem­ fikirdik. Tabii aralarından birkaçı, kafası daha çok çalışan­lar, bu açıklamalarım karşısında biraz sarsıldılar; hak ver­medikleri için değil, olayları daha önce hiç böyle apaçık görememiş ve zorlukları fark etmemiş oldukları için. Ama neticede hemfikirdik. Hepimiz büyük toplumsal devrim için, özgür toplum için emek verecektik, gelecek bizi haklı çıkarsa da çıkarmasa da fark etmezdi! Kendi aramızda bir grup kurduk ve büyük bir propaganda kampanyasına giriş­tik - büyük derken, tabii kendi sınırlarımız dahilinde. Epey zaman boyunca zorluklar, anlaşmazlıklar, hatta bazen ezi­yetler arasında anarşist ideal uğruna emek verdik.
Kendi kendime bu meseleyi tartıştım. Unutma, diyor­dum kendime, bizler insan türünün üyeleri olarak doğduk ve bütün insanlıkla dayanışmak görevimiz. İyi de 'görev' fikri doğal mıydı? Nereden çıkmıştı ki bu görev fikri? Gö­rev fikri beni sağlığımdan, rahatımdan, kendimi koruma içgüdümden ve başka doğal içgüdülerimden fedakarlık et­meye zorluyorsa üstümüzde tıpatıp aynı etkiye yol açan herhangi bir toplumsal kurgudan ne farkı kalırdı ki? Görev fikri, insanlığın dayanışması gerektiği fikri, an­cak egoist bir karşılık bulursa doğal kabul edilebilirdi, çün­kü öyle olursa, prensipte doğal egoizmle çelişse de, bu ego­izme karşılık sağladığı takdirde, neticede onunla çelişmez hale gelirdi. Bir zevkten fedakarlık etmek, bir hiç uğruna fedakarlık etmek, doğal değildir; bir zevkten bir başka zevk uğruna fedakarlık etmek ise Doğa'ya uygundur; iki doğal şeye aynı anda sahip olunamıyorsa içlerinden birini seç­mek uygundur. Peki kendimi özgür toplum davasına ve in­sanlığın gelecekteki mutluluğuna adamak bana egoist ya da doğal ne tür bir karşılık sağlayabilirdi? Yalnızca bir gö­revi yerine getirmiş olma, iyi bir amaç uğruna çaba göster­miş olma bilinci; ki ikisi de egoist karşılıklar sayılmaz, ikisi de başlı başına bir zevk sayılmaz, daha ziyade, eğer ki zevk denebilirse, toplumsal kurgudan doğmuş bir zevktir, tıpkı müthiş zengin olmanın verdiği zevk gibi, ya da toplumsal açıdan iyi bir konumda doğmuş olmanın zevki gibi.
Puan vermedi·144 syf.··
2024 7. kitabı
Mən bu kitabı oxuyanda özümlə danışırmış kimi oldum biraz. Elə bil eyni şeyləri yaşadığın adamla dərdləşirsən. O qədər hər yaşadığın eyni gəlir ki, bağırmaq gəlir içindən. Katarsis oldum yəqin arada. Ardıcıl oxumaq da qayışları qoparar deyə düşünürəm. Az-az oxumaq lazımdır.
Asacaksın Bu DoktorlarıÇağatay Güler · Palme Yayınları · 201010 okunma