Kendi kendime bu meseleyi tartıştım. Unutma, diyordum kendime, bizler insan türünün üyeleri olarak doğduk ve bütün insanlıkla dayanışmak görevimiz. İyi de 'görev' fikri doğal mıydı? Nereden çıkmıştı ki bu görev fikri? Görev fikri beni sağlığımdan, rahatımdan, kendimi koruma içgüdümden ve başka doğal içgüdülerimden fedakarlık etmeye zorluyorsa üstümüzde tıpatıp aynı etkiye yol açan herhangi bir toplumsal kurgudan ne farkı kalırdı ki?
Görev fikri, insanlığın dayanışması gerektiği fikri, ancak egoist bir karşılık bulursa doğal kabul edilebilirdi, çünkü öyle olursa, prensipte doğal egoizmle çelişse de, bu egoizme karşılık sağladığı takdirde, neticede onunla çelişmez hale gelirdi. Bir zevkten fedakarlık etmek, bir hiç uğruna fedakarlık etmek, doğal değildir; bir zevkten bir başka zevk uğruna fedakarlık etmek ise Doğa'ya uygundur; iki doğal şeye aynı anda sahip olunamıyorsa içlerinden birini seçmek uygundur. Peki kendimi özgür toplum davasına ve insanlığın gelecekteki mutluluğuna adamak bana egoist ya da doğal ne tür bir karşılık sağlayabilirdi? Yalnızca bir görevi yerine getirmiş olma, iyi bir amaç uğruna çaba göstermiş olma bilinci; ki ikisi de egoist karşılıklar sayılmaz, ikisi de başlı başına bir zevk sayılmaz, daha ziyade, eğer ki zevk denebilirse, toplumsal kurgudan doğmuş bir zevktir, tıpkı müthiş zengin olmanın verdiği zevk gibi, ya da toplumsal açıdan iyi bir konumda doğmuş olmanın zevki gibi.