çehov’un, acı’sını ve erdal öz’ün, sevgili acı’sını muhakkak okuyun. önce biri, sonra diğeri. çünkü sevgili acı, çehov’un öyküsüne yazılmış bir öykü değil; onunla konuşan, onu yeniden düşünen ve yıllar sonra başka bir insanın yalnızlığında yeniden yaşatan bir metin.
aralarında yaklaşık bir yüzyıl olmasına rağmen, sanki aynı cümle iki farklı zamanda kurulmuştur. çehov’un acısı anlatılamamanın trajedisiyken, erdal öz’ün acısı anlaşılabilmenin imkânını arar. biri acısını anlatacak bir kulak arar; diğeri, o acıyı gerçekten duyabilecek bir yürek.
bu iki metni peş peşe okumak, yalnızca iki büyük yazarı değil, edebiyatın kendi hafızasını da okumaktır. bir öykünün başka bir öyküde nasıl yeniden doğabildiğini görmek isteyen herkes için unutulmayacak bir okuma deneyimi.
not: okuru bekleyen şey;
çehov'un, yaşlı arabacı i̇ona'nın ölen oğlunun yasını anlattığı "acı" öyküsünde i̇ona, acısını birine anlatabilmek için çırpınır. karşısına çıkan herkesin söyleyecek daha önemli bir işi, yetişeceği bir yeri vardır. kimse onu gerçekten dinlemez. sonunda, söyleyemediklerini atına anlatır. çünkü öykünün asıl trajedisi ölüm değil; insanın en ağır yükünü taşıyacak bir kulak bulamamasıdır.
erdal öz ise bu fikri bambaşka bir düzleme taşır. "sevgili acı"da kahraman, çehov'un "acı" öyküsünü okuduktan sonra onu gerçekten anlayabilecek birini, yani bir sevgiliyi aramaya başlar. tanıştığı kadınlara bu öyküyü okur. fakat sınadığı şey onların edebiyat bilgisi değildir; başkasının acısına nüfuz edip edemeyecekleri, bir insanın yükünü gerçekten taşıyıp taşıyamayacaklarıdır. dinlemeyen, sıkılan ya da yüzeyde kalanlar elenir. böylece çehov'un "acı"sı yalnızca okunan bir öykü olmaktan çıkar; sevgiyi, yakınlığı ve insanı ölçen bir turnusol kâğıdına dönüşür. "sevgili acı", tam da bu yüzden çehov'un