Propaganda Metni mi, Yoksa Evrensel Bir Annelik Hikayesi mi?
8/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 19:47
Uzun zamandır kitaplığımda bana bakan ama bir türlü elimi uzatmadığım, sonunda arkadaşlarımın “Hâlâ okumadın mı, mutlaka okumalısın!” ısrarlarına dayanamayıp kapağını açtığım bir klasikle burdayım: Maksim Gorki’nin "Ana" romanı. Dürüst olmak gerekirse, normalde propaganda dozu yüksek, ideolojik ağırlıklı ve buram buram siyaset kokan kitaplar pek benim kalemim değildir. Bu yüzden kitaba başlarken içimde hafif bir çekince vardı. Okumaya başladıktan sonra da bu hissimde pek yanılmadığımı gördüm. 1900’lerin başındaki Rusya’nın o gergin, kaynayan siyasi atmosferi romanın her hücresine öyle bir sinmiş ki, dürüst olayım, olay örgüsü bazen kaplumbağa hızıyla ilerliyor. Karakterlerin uzun uzadıya girdiği siyasi tartışmalar, bitmek bilmeyen ideolojik diyaloglar yüzünden sayfaları yer yer biraz ağır çevirdim. Hatta bazı anlarda kendimi edebi bir romandan ziyade, bir siyasi bildiri ya da propaganda metni okuyormuş gibi hissettiğimi saklayamayacağım. Bir de üstüne karakterlerin bazen çok kusursuz, adeta pürüzsüzce idealize edilmiş olması bana biraz yapay geldi. İnsan dediğin hatasıyla, zaafıyla insandır diye düşünmeden edemedim okurken. Ama gelelim madalyonun diğer yüzüne ve beni bu kitaba bağlayan, iyi ki okumuşum dedirten kısımlara... Kitapta öyle bir karakter dönüşümü var ki, insan izlerken gerçekten hayran kalıyor. Kitabın başında karşımıza çıkan o sıradan, hayatın sillesini yemiş, her şeyden korkan ve sinmiş ev kadınının; adım adım korkularını sıyırıp atmasını, o kabuğu kırıp bilinçlenmesini ve herkesi kucaklayan güçlü bir figüre dönüşmesini izlemek bana muazzam bir umut ve ilham verdi. İşin en etkileyici tarafı ise bu kadının yaşadığı annelik hissinin sadece kendi biyolojik çocuğuyla sınırlı kalmaması. Zamanla tüm işçi sınıfını, haksızlığa uğramış, ezilmiş o gencecik
Edebiyat
AnaMaksim Gorki · Can Yayınları · 202534,4bin okunma
Puan vermedi
Edebiyata ve özellikle şiire olan merakı sonunda tanımıştı. O, kitapları yayınlanmış ve çok sevilmiş bir şairdi. Önce şiirlerin okudu, sonra Payas'ta büyüdüğünü öğrendi ve bir tatil zamanı bulup Zeynep'i. Şiir sevgisi Zeynep'in de dikkatini çekince ara ara buluşup edebiyat üzerine konuşmaya başlamışlardı. sayfa 8 @uguroguzpayas Uğur Oğuz . Romanımız daha başından kendisini içine çekiyor bir merak ve hoşunuza gidecek bir beklenti ile sayfalarda ilerliyorsunuz. . Sallanan Köprü'nün girişinin yerli ve çoğu yabancı turistlerden oluşan kalabalık ile dolu olduğunu fark etti. İnsanlar bu tanınmış köprüyü merak ediyor ve resim çektiriyorlardı. Kapadokya gezilerinin mutlaka görülmesi gereken yapılarından biriydi burası. sayfa 13 . Payas'ın sokaklarinda gezintiye çıkıyor ve önce Zeynep'in ayrıldığını öğreniyoruz ve detaylarını öğreniyoruz. . Tarife göre yürümeye başladı. Sokaklar caddeler cıvıl cıvıldı. O kadar çok turist vardı ki gruplar halinde dolaşıyorlardı. Birbirlerinden ayrılmamaya özen gösteriyorlardı. Genç yaşlı, kadın erkek, çocuklar... Sarışındi çoğunluğu. Kuzey Avrupa'dan olmalılar; Ruslar, Ukraynalılar, Almanlar, İngilizler... sayfa 78 . Yapabileceğimiz tek şey yarına kadar ölmemek. Her gün bunu düşünmeliyiz @kavimyayncilik . Daha önce siir kitabı "Söylenmeler" ile tanıştım yazarımızla kendisi ogretmen emeklisi ve Payas'ta yaşıyor. . Zᴇʏɴᴇᴘ ve Alican ile beraber kitapokurlarla beraber okuduk Teşekkürlerimizle
Yarından Önce ÖlmeUğur Oğuz · Kavim Yayıncılık · 20265 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Okumak ya da okumamak işte bütün mesele bu
Puan vermedi·176 syf.··
2026 63. kitabı
Okul zili çalmak üzere. Herkes sırasında nefesini tutmuş son zilin çalmasını bekliyor. Zil çaldığında her biri bir teğmene,üsteğmene, general'e ya da hiç yoktan ere dönüşecek. Onlara ait olan; bir tahta, bir duvar arasına sıkışmış koskoca imparatorluklarını yani arsalarını korumakla görevli olacak olmanın heyecanı var üzerlerinde... Yetişkinlerin bir türlü dahil olamadıkları kendilerinden pek uzak hayatları ve küçüklerin dahil olmak istemedikleri kendilerinden uzak tutmaya çalıştığı çocukluklarından sıyrılıp yeni bir dünya kurdukları yer tam da onlarcasının ayaklarıyla çiğnediği bu arsa. Hareketlerinde hala korku var, çekince, endişe ve kargaşa ama yine de her şeye rağmen onlar pal sokağı çocukları. Kendilerinin olan bu arsayı kimseye kaptıracak değiller. Son güçlerini ve cesaretlerini de toplayarak korkusuz olduklarını herkese göstermek gayesindeler. En başta kendilerine... Hayat onları kenar mahallelere, pek de zengin olmayan muhitlere tükürmüş, zenginlerin gözleri önünden işte bu mahalleye süpürmüş ve talih onları yaşamları boyunca ıskalamışken son kalelerini canları pahasına savunacak ve savunacaklar... Tiyatro bu ya ne gerekirse onu yapmalılar... Okuyacaklar için şimdiden keyifli okumalar dilerim. (Ufak dipnotum cekete zehir sürülerek sahibine teslim edildiğini ümit ederek yazımı sonlandırmak istiyorum. Neden olmasın?Let them eat rich.)
Pál Sokağı ÇocuklarıFerenc Molnar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202536,3bin okunma
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 84. kitabı
#morsandıktakiyazılar Kitap Adı: Karanlıktaki Umut Yazar: Rebecca Solnit Çeviri: Şeyda Öztürk Sayfa Sayısı: 198 Tür: Sosyopolitik Deneme Bugün de karanlıkta kalmış gibi hissettiğimiz anlarda, elimizde en değerli şeyin umut olduğunu hatırlatan bir kitap. Rebecca Solnit’in bu eseri, karanlık çağların içinden bile ışığı bulmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Haziran ayının ilk kitabını PDF formatında okudum. İçinde “umut” kelimesi geçen her şey ilgimi çekince, bu kitabın başlığı da hikâyesi de bana göre etkileyici geldi. Kısaca; kimi karanlıkta yolunu kaybediyor, kimi ise aydınlığı bulmak bile istemiyor. “Karanlıktaki Umut” kitabında yazar, karanlık çağları mı anlatmış diye düşünebilirsiniz. Peki, 21. yüzyıl kadar karanlık bir çağ olmuş mudur? Belirsizliğin pençesinde yaşama tutunmak için umuduna sarılmaya çalışan insanların hikâyesini yazmış Rebecca Solnit bu kitabında. Nedeni tam belli olmadan çıkan savaşların cevaplarını değil ama onlara da kendi penceresinden değinmiş. Yazar, her şeye karşı çıkan insanların toplumun huzurunu kaçıranlar olarak ilan edilmelerine rağmen, onların halktan yana olmayı sürdürmelerine de dikkat çekiyor. Küreselleşmenin anlamını, faydalarını ve zararlarını da sorgulamış. Kısaca, okurken hem düşündüren hem de düşündürten bir kitap. Bu kadar spoiler yeter. Kitaptan birkaç alıntı: Umut, vazgeçmek zorunda olmadığımız bir kabiliyet, gözden çıkarmamız gerekmeyen bir güçtür. Umut, ne olacağını bilmediğimiz ve belirsizliğin yarattığı boşluğun eyleme yer açtığını varsayar. Bir zafer kazanmak, bundan sonra her şeyin iyi olacağı anlamına gelmez. Değişim nadiren dolambaçsız bir yol izler. Sadece geleceğin değil, günümüzün de karanlık göründüğü anlar oluyor. Umut, belirsizliğin hikâyesidir. Umut ve eylem birbirini besler. Kurtarılmayı bekleyen birçok insan
Karanlıktaki UmutRebecca Solnit · 201965 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
You are not alone! Kısa öyküler sandığım ama içine çekince, hikayenin müthiş bağlantıları beğendiğim bir kitap. Her karaktere üzüldüm galiba:( Bu yüzden hepsine diyorum ki; YANA
Malma İstasyonuAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20245,5bin okunma
8/10
·236 syf.··
2026 25. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 09:13
Açtım baktım, Saramago’dan okuduğum 8. kitapmış. An itibariyle yazarın adını Masal Dede koyuyorum. Siz deyin alegorik roman, ben diyeyim masal. Bu Saramago’nun yaşamla dalga geçme şekli mi, yaşamı anlamlandırma şekli mi bilmiyorum. Ama her ne yapıyorsa bunu çok büyük bir ustalıkla yapıyor. Kitaba gelelim. Gelelim ki, neden masal dediğimi anlayasınız. Birgün bir ülkede, insanlar artık ölmemeye başlar, ölüm ülkeyi terk eder. Bu sonsuz bir gençlik ve huzur demek değildir tabi. Ölüme yaklaşmış hastalar ve yaşlılar hasta yataklarında kalmaya devam eder ama bir türlü ölmezler. Bundan etkilenen ilk önce ölüm endüstrisi olur, yani cenaze levazımatçıları. Kimse artık cenaze törenine ihtiyaç duymadığı için sektör durma noktasına gelir. İkinci etkilenen hastaneler ve yaşlı bakım evleri olur. Sirkülasyon durur, hastalar ve yaşlıların yeri bir türlü boşalmaz ve bu sebeple yenilerini alamazlar. Bu, biri devleti biri de bireyleri ilgilendiren iki soruyu gündeme getirir: biriken yeni hasta ve yaşlılar nerede bakılacak ve insanların birikimleri suyunu çekince bu yerlerin masrafını nasıl karşılayacaklar. Sonrasında tüm bunlardan dolaylı ama ciddi bir şekilde etkilenen kurum kilisedir. Eğer insanlar artık ölmeyecekse, kimse artık ölümden sonraki yaşamı düşünmek zorunda kalmayacaksa kiliseye ve tanrıya neden ihtiyaç duysunlardı ki? En azından bazı sektörleri ayakta tutmak için kilisenin de ön ayak olmasıyla ölen ev hayvanları için cenaze organizasyonu yapılmasına karar verilir. Böylece hem ekonomik çark dönmeye devam edecek hem de insanlar ölüm ve sonraki hayat düşüncesinden uzaklaşmamış olacaktır. Bu yetmez tabi, ölümsüzlük hala büyük bir sorundur. Sonraları Mafia diye bir örgüt türer. Ölüm vakti gelmiş hasta ve yaşlıları gizlice sınırın ötesine, ölümün hala hüküm sürdüğü komşu ülkeye
Ölüm Bir Varmış Bir YokmuşJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202015,4bin okunma