İlk gençlikte bir araya gelmiş arkadaşlar birbirlerini nasıl severse, onlar da kişiliklerinin ve zevklerinin farklı olmasına karşın birbirlerini öyle severdi. Farklı çalışma alanlarını seçmiş insanlar arasında sık sık olduğu gibi, onların da her birinin çalışmasını üzerinde uzun uzun düşünerek haklı görse bile içinde, ruhunda bu çalışmayı küçümsüyordu. Kendi sürdürdüğü yaşam her birine göre tek gerçek yaşam, arkadaşınınki ise bir hayal ürünüydü.
Kendisine karşı dürüst bir adamdı. Kendi kendisini kandıramaz ve yaptığından pişman olduğuna inandıramazdı. Karısına aşık olmadığı için pişmanlık duymuyordu. Pişman olduğu tek şey bunu karısından daha iyi saklayamamasıydı.
Kirli şeyler onun olsun, onu hiç kıskandığım yok. Meleklerin şanlı aşkı da benim. Siz geleli beri, uçsuz bucaksız alanlar aştım. Yaşamı yargıladım. Ruhu yükseltin, onu parçalarsınız; ne denli yükselirseniz karşılaştığınız sevgi o denli azalır: vadide acı çekecek yerde, havalarda yüreğinde bir duygusuz çobanın attığı oku taşıyarak dönen kartal gibi acı çekersiniz. Bugün yeryüzüyle gökyüzünün uzlaşmaz olduklarını anlıyorum.
Not: Bu alıntı bana Nietzsche'yi hatırlattı. Nietzsche'den zıtlığı burada göksel ve yüce her şeyi Tanrı sevgisi olarak tanımlaması.