Bir tek şey olsaydı geride kalan. Duvarda sallanan ihtiyar kapı gibi çaresizce, çelimsizce de olsa tutunabileceğim bir tek şey . . . Fakat hayattan, düşlerden umudumu keseli çok oluyor. Artık gözlerimi kapattığımda serin kıyılara, yağmur kokulu ormanlara yuvarlanmıyorum. Artık gözümün arkasında sadece kara lekeler var.
Kaldırımın kenarına oturduk ve topu garaj kapılarından birine atmaya başladık. Önemli olan, onu kollarınıza geri uçacak şekilde sektirmekti. Savaş, hiçbir komşunun bize gürültü yaptığımızı bağırmak için pencereyi açmamasıyla da kendini gösteriyordu; bu arada insanlar çelik saca çarpan Spalding marka bir basketbol topundan çok farklı gürültülere alışmışlardı, ayrıca barışın sesiydi bu: Top ve kapı yarı karanlıkta, küflü saman kokusunda orkestra zilleri gibi, büyük, çatlak çembalolar gibi vuruyordu birbirine.
Kırk odadan, üç aynadan, yedi kapıdan geçerek varmış buraya anahtarı elinde tutan, anlatmanın anahtarını... "Huu" çekelim buna. İlk vela, desek kimse anlamaz, ama hatırlamak, hatırlatmak gerekir: dilin anahtarı oyunda... Gene de dil vururken yaşadıklarımıza çok oyalanmayalım sözcüklerin çelik-çomak oyunlarıyla... Eyvallah diyelim başlangıç bildiren evvela'ya... Çünkü her şey evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... İnsanın bütün sırları olayları ve olanları zamansızlaştırmanın ilminde...
Bika' Ovasında Dürzilere kızıl denir. Cenk yerinde Ho-bar yani "Odur Allah" diye gülbank çekerler. Bütün evlerinin kapı ve duvarları, bahçelerindeki zeytin ve dut ağaçları kızıl aşı ile boyanmıştır. Çocuk ve kadınları baştan ayağa kırmızı giyerler. Bunun için "kızıllı" diye anılmaktadırlar.
Sayfa 25 - Evliya Çelebi. (1982). Seyahatname (Hatay-Suriye-Lübnan-Filistin). Parmaksızoğlu, l. (Haz:), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 58.·Kitabı okuyor