"Penceresinden sokağa ışık taşan her evde, şu veya bu ölçüde ıstırap vardır. Sevinç de vardır tabii ama ıstırabı konuşmak neşeyi konuşmaya her zaman baskın gelir.."
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan çalkantılı bir dönemin yıldızı Afife Jale'nin hayatını biyografik roman türünde işleyen bir eser. Afife Jale'yi sadece "ilk Müslüman Türk kadın tiyatro oyuncusu" olarak değil, tutkusu uğruna ailesini, sevgililerini ve hatta sağlığını feda eden, toplumun baskıları altında ezilen ama pes etmeyen bir kadın portresi olarak resmediyor Balcıgil.
Kitap, Afife'nin dedesi Doktor Sait Paşa'dan başlayarak, babasının muhafazakâr tutumuna, Şeyhülislam'ın fetvalarına ve polis baskınlarına kadar uzanan engelleri, akıcı ve duygusal bir dille aktarıyor. Özellikle morfin bağımlılığına sürüklenişi ve Selahattin Pınar'la tutkulu ama trajik aşkı, hem hüzünlendiriyor hem de öfkelendiriyor.
Balcıgil'in üslubu, önceki kitapları Celile veya Yeşil Mürekkep gibi, tarihi gerçekleri romanın büyüsüyle harmanlıyor; sayfalar arasında Balkan Savaşları'ndan Kurtuluş Savaşı'na, tiyatro sahnelerinden Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne kadar bir sürecin nabzını tutuyorsunuz. Yer yer tekrarlar veya uzatmalar olsa da bu, Afife'nin iç dünyasındaki döngüsel acıları vurgulamak için bilinçli bir tercih gibi duruyor.
Sonuçta, kitap bir "keşke" fısıltısıyla bitiyor: Keşke memleketi, bu gururlu kadına sahip çıksaydı; keşke tutkusu, yalnızlık ve ihanetle değil, zaferle anılsaydı.
Kısacası, feminist bir manifesto kadar güçlü, tarih dersi kadar zengin bir okuma deneyimi sunuyor.
Eğer kadın mücadeleleri, tiyatro tarihi veya Osmanlı son dönemi ilginizi çekiyorsa, kaçırmayın.
İyi okumalar..