Şans ve Dans’ta İstanbul yalnızca olayların geçtiği bir şehir değildir.
Aynı zamanda duygusal bir coğrafyadır.
Karakterler sokaklardan, evlerden, anılardan, suskunluklardan ve yarım kalmış konuşmalardan geçer. Ama bütün bunların arkasında İstanbul hep vardır — bazen görünür, bazen yalnızca hissedilir.
Benim için romandaki İstanbul bir kartpostal değildir.
Yalnızca nostalji değildir.
Yalnızca güzellik değildir.
Yalnızca yalnızlık da değildir.
İnsanların geçmişlerini yanlarında taşıdıkları bir yerdir.
İstanbul; hafızanın geri döndüğü, eski seçimlerin hâlâ sonuçlar doğurduğu, dostluğun, kaybın, aşkın ve pişmanlığın gündelik hayatın içinde yankılanmaya devam ettiği bir alana dönüşür.
Şehir yaşanabilir, tanıdık ve sıcaktır — ama aynı zamanda sessizce yabancılaşmıştır.
Bu çelişki önemlidir.
Çünkü birçok insan şehirleri tam da böyle yaşar: çok iyi bildiği, ama yine de kendisine, başkalarına ve bir zamanlar hayal ettiği hayata uzak hissedebildiği yerler olarak.
Şans ve Dans’ta İstanbul yalnızca hikâyenin arka planı değildir.
Romanın duygusal ritminin bir parçasıdır.
Hafızanın şehri.
Şansın şehri.
Gecikmiş konuşmaların şehri.
İnsanların hâlâ ikinci bir ihtimal bulabileceği şehir.