Hayatta şöyle bir çelişki vardır:
Kendi hayatı darmadağın olanlar, başkalarının hayatını düzene sokmaya kalkarlar. Kendi cesaret edemedikleri şeyleri, sana “risk” diye anlatırlar. Hiç yürümedikleri yolları tehlikeli diye tarif ederler. Başaramadıkları her şeyi, seni küçümseyerek telafi etmeye çalışırlar.
Çünkü insan, aynaya bakmaya cesaret edemediğinde başkasının camına taş atar. Kendi düzeni yoktur ama senin düzenini eleştirir. Kendi mutsuzluğunu çözememiştir ama senin mutluluğunu sorgular. Kendi cesaretsizliğini “akıl” diye pazarlar.
Şunu unutma: Hayatını kuramamış biri, senin hayatına mimar olmaz.
O yüzden anlatma. İspat etmeye çalışma. Onay almaya hiç uğraşma.
Bazı insanlar seni eleştirmez; senden rahatsız olur. En çok da şunu hazmedemezler:
Sen, onların yapamadığını yapıyorsundur.
Konuşsunlar. Sen yoluna bak.
İlişki bir sanattır ve bu konuda karşı cinsle olan ilişkilerle genel olarak insan ilişkileri birbirinden soyutlanamaz.
Bu nedenle bir insan bunların birinde çırak, diğerinde usta olamaz.
Gerçi karşı cinsle ilişkiyle genel olarak insan ilişkilerinin kişinin yaşamındaki yerleri farklıdır, ama bu yukarıda savunulan görüşle bir çelişki yaratmaz.
Çünkü bu farklılıktan ötürüdür ki biri diğerinin yerine geçemez.
..ve kurduğum bütün o hayallerin doruklarından bakıyorum da, Lizbon kentinde bir yardımcı muhasebeciymişim.
Ama bu çelişki beni ezmiyor – özgürleştiriyor; hatta bana can veren bunun içindeki ironi. Karşısında alçalacağım bir şey varsa, o da kendi açtığım bayraktır; kendi yüzüme karşı attığım kahkaha duyunca selam durduğum boru sesi, kendimi doğurduğum şafağın yaratıcısıdır.
Döviz kurları, enflasyon oranları, faizler, altın piyasası, araba fiyatları, istatistikî birer sayıya indirgenmiş eşyalar, piyasa dalgalanmaları... Bütün bunlar insandan bağımsız olarak, insanın yaşamını görünmez bir el gibi etkileyip sarsıyor; ancak insan, doğru dürüst kavrayamadığı bu olup bitene iradi olarak müdahale etmek bir yana, meta üretiminin yönettiği ve her şeyin nesneleştiği bu dünyada rüzgârda bir yaprak gibi sürüklenip gidiyor. Bu sürükleniş, bu yalnızlık ve yabancılaşma içerisinde çağdaş insan, garip bir çelişki, ama birbirine en çok ihtiyacı olan, yalnız yaşama yetisini yitirmiş insan oluyor öbür taraftan.