Önceki yaşamınla çelişki içindesin. Alışmaya çalışıyorsun, askerliğe alıştıkça kendi düşüncelerine, felsefene ters yaşıyorsun. Daha fazla ödün veriyorsun. Önce sinirlerin yıpranmaya, sonra özgüvenin azalmaya başlıyor. Ve daha sonra ölü... Duygular ölüyor ve bir gün "askerliğin bitti, şu kâğıt teskere, oğlum sen git" diyorlar. Sanki önceden bağıran, küfür eden, döven, hapseden onlar değilmiş gibi. Toplumun içine tekrar atıyorlar seni..
"Topluluğun tarihsel gelişimi çelişki ve tutarsızlıklarla dolup taşıyor olsa bile, hain daima şimdiki zamana göre yargılanır. İnsan daima şimdiki zamana ihanet etmiştir. Hainin kim olacağını, o andaki yapı ve o andaki güçler dengesi belirler."
Bir çelişki gibi görünse de, insan, kendi kendinin de engeli olabilir: yaratılış bilgeliğini kavramaya doğru ilerlemeyen insan, bunun gereği zihinsel edimlerini manevi kaynaklarla donatma yani insan, sürekli kendini bir tembelliğe iten insan, kendi kendinninde engeli olur: aşmaya, daha ileri varmaya engel olur: insan, açmak zorundadır kendi kendini: kendi kendini öldürmeye, bir çukura düşürmeye karar verebilen insan, niçin, kendi kendini aşmaya, doruklara çıkmaya karar veremesin? : insan, manevi kaynaklardan uzaklaştıkça parça parça öldürmüş olur kendini: taksitli özöldürüm bu).
“Uzun sayılabilecek her ömrün sonunda, istediği kadar tekdüze, anlamsız, sıradan ve olaysız geçsin, mutlaka fazlasıyla anı, çelişki, vazgeçiş, ihmal ve değişiklik olacağının, çok fazla geri adım atılmış, çok fazla bayrak indirilmiş, ayrıca fazlasıyla sadakatsizlik edilmiş olacağının da bilincindeydi, belki de hepsi beyaz bayraklardı, teslim oluştu.”
"İçimde dinmeyen bir ilgi açlığı var. Birilerinin sürekli beni izlemesini, beni onaylamasını, benimle ilgilenmesini istiyorum. Ama bir yandan da birisi bana fazla yaklaştığında hemen kaçacak delik arıyorum. Bu ne yorucu bir çelişki."