Burada hatırlamamız gereken kilit nokta, Nartların efsanelerdeki konumlandırılma biçiminin sürekli olarak değişiyor olmasıdır. Yani kimi metinlerde, her bir Nart farklı güçlere sahip birer tanrı, kimi metinlerde ise üstün özelliklere sahip insanlar olarak yer almaktadırlar.
...
Adige-Çerkes metinlerine göre Nartlar, dünya yok olmadan çok kısa bir süre önce insan ırkıyla karşılaşmışlardır. Bazı kaynaklara göre ise karşılaştıkları insan ırkı değil, Yıspi soyundan gelen cücelerdir. Yine de bu tam bir çelişki sayılmaz çünkü Nartların önemli bir kısmı iri yapılıdır ve günümüz insanı, anlatılardaki bir Nart kahramanının yanında muhtemelen cüce gibi görünecektir.
Müslümanlar olarak aslında hepimiz büyük bir çelişki ile karşı karşıyaydık.
Dünyada bize en çok düşmanlık edenlerin ürettiklerini en çok tüketenlerin başında geliyorduk.
Hem "Kahrolsun Amerika, Kahrolsun İsrail" diye sloganlar atarken hem de bu ülkelerin ekonomilerine hiç de azımsanmayacak derecede katkı sağlıyorduk.
Yaşadığımız binlerce şeyden olsa olsa bir tanesini dile getiririz, onu da gelişigüzel ve hak ettiği özeni göstermeden yaparız. Dile getirilmemiş bütün o deneyimlerin arasında hayatımıza belli etmeden biçimini, rengini ve tınısını verenler de vardır. Bizler, ruhları araştıran arkeologlar olarak, bu hazinelere yöneldiğimizde, onların ne kadar dağınık olduklarını keşfederiz. İncelediğimiz şey, kımıldamadan durmak istemez, kelimeler yaşananın üzerinden kayıp gider, sonunda kâğıdın üzerinde bir sürü çelişki kalır. Uzun zaman, bunun bir eksiklik, üstesinden gelinmesi gereken bir şey olduğuna inandım. Bugünse durumun başka türlü olduğunu düşünüyorum: Bu bildik ama yine de gizemli deneyimlerin anlaşılabilmesi için geçerli çözüm yolu, dağınıklığı kabul etmektir. Kulağa tuhaf geliyor bu, evet, hatta aykırı, biliyorum. Ama olaya bu açıdan baktığımdan beri ilk kez gerçekten uyanık ve hayatta olduğumu hissediyorum.