Hayatta şöyle bir çelişki vardır:
Kendi hayatı darmadağın olanlar, başkalarının hayatını düzene sokmaya kalkarlar.
Kendileri cesaret edemedikleri şeyleri, sana "risk" diye anlatırlar. Hiç yürümedikleri yolları tehlikeli diye tarif ederler. Başaramadıkları her şeyi, seni küçümseyerek telafi etmeye çalışırlar.
Çünkü insan, aynaya bakmaya cesaret edemediğinde başkasının camına taş atar. Kendi düzeni yoktur ama senin düzenini eleştirir. Kendi mutsuzluğunu çözememiştir ama senin mutluluğunu sorgular.
Kendi cesaretsizliğini "akıl" diye pazarlar.
Şunu unutma: Hayatını kuramamış biri, senin hayatına mimar olamaz.
O yüzden anlatma. İspat etmeye çalışma.
Onay almaya hiç uğraşma.
Bazı insanlar seni eleştirmez; senden rahatsız olur.
En çok da şunu hazmedemezler:
Sen, onların yapamadığını yapıyorsundur.
Konuşsunlar. Sen yoluna bak.
Çünkü başarısızlığın en kolay savunması, başkasının başarısını küçümsemektir.
Düşünülebilirlik (conceivability)
Herhangi bir çelişkiye düşmeden hayal edebildiğimiz durumlardır. Düşünebilirlik bir durumun olası olabilmesi yolunda bir adımdır. Bir durum düşünülebiliyorsa olasıdır. Kuyruksuz kanguru
hayal etmek herhangi bir çelişki yaratmıyorsa, ‘kuyruksuz kangurular olasıdır' diyebiliriz.
Ancak dört köşeli üçgen düşünülemez, dolayısıyla mümkün değildir. Buna benzer
düşüncelerin zihin felsefesinde önemli etkileri olmuştur.
Aslında bunaldık. Kendi içimizdeki bu çelişki bizi bunalttı. İmanımız bir tarafa, modern hayat başka bir tarafa çekiyor bizi. Kimimiz diğer bir tarafa kaydı, kızını oğlunu onlara teslim etti. Kimimiz ise ortada kaldı. Ne oraya ne de buraya yâr olabildi. Bu çelişkiler bizi bunalttı. Bir kurtuluş aradığımızı inkâr edemeyiz
İnsan hem yapan hem bozan, hem seven hem kıran bir varlıktır. Bu çelişki onun, kendisini ve diğer insanları anlayabilmesini güçleştiren en önemli etmenlerden biri olmuştur.