Sınıf indirgemeciliği ile kimliksel/ulusal dinamiklerin çarpışması. Türk solunun ana akım damarlarında, sınıfsal çelişkileri "başat", etnik ve kültürel talepleri ise kapitalizmin çözüleceği gün kendiliğinden ortadan kalkacak "ikincil çelişkiler" olarak görme eğilimi hâlâ çok güçlü. Bu determinist yaklaşım, 19. yüzyılın homojen ulus-devlet tasavvurlarına dayanıyor. Oysa ki Türkiye’de egemen nizam, tam da o yapısal körlüğü kullanarak kendi bekasını tahkim ediyor. Devlet aklı, Kürt meselesini çözümsüz ve sürekli "akut bir tehdit" olarak tuttuğu sürece, ülkedeki her türlü hak arama mücadelesini, ekonomik krize yönelik tepkileri ve demokratik talepleri tek bir hamleyle kriminalize edebiliyor. Bir sendikal grev, bir çevre eylemi ya da akademik özgürlük talebi, anında "terörle iltisak" potası içinde eritiliyor. Solun bir kesimi, bu güvenlik bürokrasisinin ve "bölünme" paronayasının sınırlarını aşamadığı için, devletin çizdiği legal/makbul muhalefet sınırlarının dışına çıkamıyor. Türkiye’de sağın ve seküler/ulusalcı solun en kritik dönemeçlerde (sınır ötesi operasyonlar, kayyum atamaları, dokunulmazlıkların kaldırılması vb.) aynı refleksle hizalanması, sosyolojik olarak "kurucu kodların" baskınlığını gösteriyor. Cumhuriyet'in kuruluş aşamasındaki homojen ulus kurgusu, sol elitlerin de zihinsel haritasını şekillendirdiği için; sivil, çoğulcu ve radikal bir demokratik dönüşüm yerine, statükoyu koruma içgüdüsü ağır basıyor. Netice itibariyle; Kürt meselesi demokratikleşmeden, Türkiye'de ne gerçek bir işçi hareketinin ne de hukukun üstünlüğünün inşa edilemeyeceği gerçeği, solun bir kanadı tarafından yapısal bir idrak sorunu olarak reddedilmeye devam ediyor. Sol terminolojinin en güçlü kavramlarından biri olan "anti-emperyalizm", bu topraklarda ne yazık ki sık sık iç
Tarih
Sizin renginiz hangisidir?
Kırmızı ve Siyah, çelişkiler üzerine bir roman: arzu ile ölçü, samimiyet ile performans, masumiyet ve hırs arasındaki mücadele. Kırmızı, tutkunun, kanın, isyan ve özlemin rengi olur; siyah, otorite, sessizlik, suçluluk ve toplumsal düzenin rengi haline gelir. Aralarında insan durumu yatıyor — bölünmüş, huzursuz ve sürekli karşıt gerçeklerin bir arada var olabileceği bir yer arayan.
Renkler ve İnsanlar
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kintsugi yahut bir kırıklığın anatomisi...
Madem benim adıma tapulanmıştı bu hayat. O zaman kendi adıma yaşamalıydım. Kendi adıma yazmalıydım bu deftere. Hayat nedir, yaşamak neye denir gibi sorular sorup cevaplar aramak ya da aramaya çalışmaktı bence. Dümdüz bir çizgide ilerlemeye çalışırken sağa sola yalpalamak gibi sanki hayat. Sağa düşmemek için sola, sola düşmemek için sağa ağırlık vermek gibi. Kafamın içinde çalgısıyla çengisiyle bir fikir fırtınası esiyorken nasıl başlayıp nasıl biteceğini sorguluyorum şimdi. Çelişkiler, çelişkiler, çelişkiler... Kimin neye nasıl çelişkisi bu? Aklımın kalbime, ruhumun bedenime bir çelişkisi bu. Doğrunun yanlışla çelişkisi kadar zıtlar bana şimdi. Bense büyük bir kavganın ortasında kalmış küçük bir kız çocuğu gibiyim. Ne yapacağını bilmeyen korkulu gözlerle etrafına bakan küçük bir kız çocuğu... Yanlışlanmaya doğrulanmaya değil de sarıp sarmalanmaya ihtiyacı olan küçük bir kız çocuğu. Annesinin en sevdiği fincan takımını tuzla buz etmiş bir kız çocuğunun korkusu varken içimde bağrılıp çağrılmaya, dövülüp sövülmeye, yargılanıp aşağılamaya ya da ne yapıp ne yapmamam gerektiğinin söylenmesinden önce... Sadece, sadece biraz sarılmaya, okşanmaya, "olur" "hallederiz" denilmesine ihtiyacım var. Herkes gibi aslında... Herkes gibi davranılmasına ihtiyacım var. Geçmiş birkaç sene içinde çok yargıladım kendimi. Kendimi çok cezalandırdım. Çok zorladım kendimi en iyiyi en doğruyu yapmak için. Artık çok yorgun düştü benden. Çok hırpaladım, acı çektirdim kendime geçmişin bütün hatalarından. Değersiz hissettirdim her defasında. Şimdiyse baş başayım kendimle. Neden mi anlatıyorum bütün bunları? Özür diliyorum kendimden. Bütün bu yazmalar bir tür af dileme bir tür yakarış kendime. "İyileşme zamanı" demek bir tür. Kendime sarılmak ve kendimi okşamak bir tür. Bütün yabancı ellerden önce...
Duygu ve Düşünce
bu bir araştırmadır herhangi bir toplumu kötüleme değildir
Gülbank veya gülbang; yapılacak bir işin hayırla sonuçlanması, sağlık, esenlik, başarı veya şükür amacıyla toplu halde okunan, belirli bir ritmi ve kalıplaşmış ifadeleri olan dualara verilen isimdir. Kelime anlamı olarak "bülbül sesi, güzel ses, zafer narası" gibi manalara gelir.Gülbank duası hakkında öne çıkan bazı özellikler şunlardır:Okunuş Şekli: Genellikle yüksek sesle, ahenkli, secili (iç kafiyeli) ve melodik bir yapıda okunur. Duanın sonunda genellikle "Allah, eyvallah", "Hû" veya salavat getirilir.Kullanım Alanları: Geleneksel Türk ve Osmanlı cemiyet hayatında, özellikle tekkelerde, tarikat ayinlerinde, esnaf toplantılarında (ahi teşkilatı) ve yemek dualarında sıkça kullanılmıştır.Günümüzdeki Yeri: Günümüzde en yaygın örneklerini Alevi-Bektaşi cem ibadetlerinde (cemselâm, lokma duaları vb.) ve bazı büyük camilerde (özellikle Cuma namazı öncesi müezzinler tarafından okunan dualarda) görmek mümkündür.Detaylı metin yapıları ve ritüeller hakkında bilgi almak için TDV İslâm Ansiklopedisi kaynağını inceleyebilirsiniz. Gülbank duası, tek bir kalıplaşmış metinden ibaret değildir; okunduğu yere, amaca ve geleneğe (Alevi-Bektaşi, Mevlevi, Yeniçeri/Mehter, Cami müezzinliği) göre farklı sözleri ve çeşitleri bulunur. Gülbankların ortak özelliği, genellikle ritmik, kafiyeli (secili) bir dille yazılması ve katılımcıların aralarda yüksek sesle "Allah Allah" demesidir. [1, 2, 3, 4] Kullanım alanlarına göre en bilinen gülbank sözleri ve örnekleri şunlardır: ## 1. Alevi-Bektaşi Geleneğinden Genel Gülbank Örneği En yaygın olarak cem ibadetlerinin başında, sonunda veya yemeklerden (lokmalardan) sonra okunan standart bir gülbank şu şekildedir: "Bismişah, Allah Allah! Akşamlar hayrola, hayırlar fethola, şerler defola. Müminler ber-murat ola, münkirler matola, münafıklar berbat
1000Kitap
Çetrefilli Çelişkiler
Susunca "konuş" diyen, Konuşsan diyor "sus" Çetrefilli çelişkiler, Bitmez kuşkusuz... Sözde yiğidi sevenler, Kalleşe aşık; Çetrefilli çelişkiler, Hayat karmaşık... Doğruyu söyleyenler, Batarmış herkese; Çetrefilli çelişkiler, Bitmez öyleyse... Doktor MBC
Şair Filozof Doktor MBC ile Şiir Dolu Günler
Şüphesiz ki Tanrı doğru söyledi!
Elimizde çelişkisiz Kuran varken, çelişkiler yığınına dönmüş hadislerden dini hüküm öğrenmeye kalkmak bizi Kuran’dan uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Allah’ın elçisi Peygamberimiz Hz. Muhammed, ahirette toplumundan şu şekilde şikâyetçi olacaktır: Elçi de şöyle der “Ey Rabbim, benim toplumum bu Kuran’ı devre dışı tuttular.” 25- Furkan Suresi 30
Alıntı