Puan vermedi·188 syf.·
2026 428. kitabı
Hayalim ve özgürlüğüm daralıyor. Muzaffer Oruçoğlu Oruçoğlu yine kendine has üslubuyla kurmacasını zıtlıklarla besliyor. Avustralya'da, ait olunmayan bir kültürün içinde, birbirine tezat göçmen karakterlerin dünyasında, güzel ile çirkin, doğru ile yanlış, ciddi ile gülünç olan iç içe geçiyor. Net yargılar silikleşirken çelişkiler açığa çıkıyor. Oruçoğlu Çıplak ve Özgür olmanın reçetesini sunmaktan ziyade okurları Çıplak ve Özgür bir tartışmanın içine çekiyor. Yazarın saklanmaksızın karakterleriyle aynı göz hizasında durduğu, samimi ve cesur bir okuma sizi bekliyor. Çıplak ve Özgür Türk Yazar ve Ressam olan Muzaffer Oruçoğlu'nun kaleminden okuduk sıradışı kitabı...
Edebiyat & Roman
Çıplak ve ÖzgürMuzaffer Oruçoğlu · Belge Yayınları · 20206 okunma
10/10
·992 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 18:06
Herkesin öve öve bitiremediği kitabı ben de biraz daha övmeye geldim. Kitabı sipariş ederken bile içimde garip bir tedirginlik vardı. Ya çok sevecektim ya da büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaktım. Felsefi, düz anlatımı olan bir kitap diye düşünüp sıkılacağıma kendimi inandırmıştım. Üstelik yazara ve kitaba dair neredeyse hiçbir fikrim yoktu… beni mazur görün. Ama kitabı elime aldığım anda bambaşka bir şeyle karşılaşacağımı anladım. Hikaye, kendi doğrularından asla vazgeçmeyen bir mimarın, Howard Roark’ın hayatını anlatıyor. Toplumun beklentilerine uymak yerine kendi çizgisinde ilerlemeyi seçen bir karakter düşünün. Herkesin “böyle yapmalısın” dediği yerde o, “ben böyleyim” diyor.. kitabın sadece mimarlıkla ilgili olduğunu zannetmeyin.. birey olmakla, özgürlükle, başkalarının onayına ihtiyaç duymadan yaşayabilmekle ilgili. Bir de Dominique var… Onunla Roark arasındaki ilişki alıştığımız aşk hikayelerine hiç benzemiyor. Dominique, Roark’ı belki de herkesten daha iyi anlayan ama aynı zamanda bu dünyada onun gibi birinin var olmasının ne kadar zor olduğunu bildiği için çelişkiler yaşayan biri.. en sevdiğim karakter oldu. Bunun dışında bir çok karakter var.. Ellsworth Toohey’den nefret ettim, Wynand’a üzüldüm, Catherine ile gurur duydum, Bay Keating’e bir çok yerde sinirlendim.. Kitabı daha nasıl abartabilirim diye düşünüyorum çünkü gerçekten anlatırken yetersiz kalıyorum gibi hissediyorum. Eğer bu yorumum sizi okumaya ikna etmezse bile, yine de bir şans verin. Şöyle düşünün.. Çok sevdiğiniz bir dizinin her gün yeni bölümü çıkıyor ve siz bir sonraki bölümü heyecanla bekliyorsunuz… İşte ben bu kitabı tam olarak böyle okudum. Sürekli bir fırsat kollayıp elime almak istedim. Kitapla geçirdiğim 8 günün bende bıraktığı his tam olarak buydu ve belki de daha fazlası.
Hayatın KaynağıAyn Rand · Pegasus Yayınları · 20213,737 okunma
Reklam
7/10
·256 syf.··
2026 59. kitabı
Konusu ilgimi çeken bir kitaptı ve uzun zamandır okumak istiyordum hatta sabırsızlandığımdan ilk filmini izledim kitabını okuyamadım neden diye sorarsanız eğer bende tam bilmiyorum sanırım okuyasım gelmedi. Daha önce de agatha christie'nin on kişiydiler kitabını okumuştum ve sevdiğimi söyleyebilirim o yüzden bu kitabı da merak ediyordum ama sanırım filmini daha önce izlediğimden katilin kim olduğunu bilerek okumaya başladım ( bu arada filmi de izleyebilirsiniz hatırladığım kadarıyla o da güzeldi) o yüzden on kişiydiler kadar sarmadı. Benden kaynaklı bir sorun o yüzden kitaptan çok puanda kırmadım sadece okurken biraz öylesine okumuş hissettim bilmiyorum polisiye okurken katili tahmin etme kısmında bir gerilim ya da herhangi bir duygu hissetmem gerekiyor diye düşünüyorum ( çok polisiye okumadığımdan polisiye kitabını nasıl değerlendireceğimden emin değilim) Neyse kişisel düşüncelerin yanında konusuna gelelim Bir dedektifimiz var ve bu dedektifin istanbuldan paris'e gitmesi gerekiyor ve bütün vagonlar dolu bir kişi gelmeyince onun yerine geçiyor, vagona biniyor ve oradaki yolcuların bazılarıyla tanışıyor neyse sonrasında gece cinayet işleniyor ve bu cinayetin soruşturmasında da dedektifimiz üstleniyor ayrıca tren de karların yoğunluğundan yollar da kapandığından tren rötar yapmış durumda, o halde katil kim? Sonuç olarak kitap fena değildi konusu da güzeldi ama okurken pek eğlenemedim üstte açıkladığım sebeplerden kaynaklı eğer filmini izlemeseydim daha çok severdim eminim sonu bu arada katil bulunuyor ama biraz açık uçlu bitiyor sanki kitabın tüm amacı sanırım katilin bulunmasıydı bu yani da sevemedim bulunduktan sonra ne oldu onu da bilmiyoruz gerçi on kişiydiler de de öyleydi hatırladığım kadarıyla görevlerini yapıyorlar ve bitiyor kitap. Not: kitapta türkiyeyle
Doğu Ekspresinde CinayetAgatha Christie · Altın Kitaplar · 201936,1bin okunma
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
Aziz Nesin’in Aferin adlı eseri, yazarın kendine has keskin mizahı ve derin toplumsal eleştirilerini bir araya getiren sarsıcı bir öykü derlemesidir. Kitap, bireyin toplumsal sistem, bürokrasi ve dalkavukluk kültürü karşısındaki sıkışmışlığını, adeta bir ayna tutarak gözler önüne serer. Nesin, her biri bağımsız görünse de temelde aynı çürümüşlüğü hedef alan öykülerinde, "aferin" peşinde koşan, takdir edilme arzusuyla kendi benliğinden ve ahlakından ödün veren insan tiplerini trajikomik bir dille resmeder. ​Eserin en büyük orjinalliği, dönemin sosyo-politik aksaklıklarını yerel bir dille ele alırken, evrensel bir insanlık panoraması çizmeyi başarmasıdır. Aziz Nesin, okuyucuyu sadece güldürmekle kalmaz; durum komedisi ve absürt olay örgüleri aracılığıyla derin bir sistem sorgulamasına iter. Karakterlerin içine düştüğü çelişkiler ve trajik durumlar, yazarın yalın ama bir o kadar da keskin üslubuyla birleştiğinde, eseri sadece yazıldığı dönemin değil, her dönemin bürokratik ve toplumsal çıkmazlarını anlatan zamansız bir başyapıt haline getirir. ​Kısacası Aferin, insanın onaylanma arzusu üzerinden toplumsal çürümeyi ve sistemin bu çürümeyi nasıl beslediğini gösteren güçlü bir yergi örneğidir. Aziz Nesin’in gözlem yeteneğinin ve ironi ustası kimliğinin en somut kanıtlarından biri olan bu kitap, güldürürken can acıtan, düşündürürken de okuru kendi eylemleriyle yüzleştiren sarsıcı bir edebi deneyim sunmaktadır.
AferinAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 2005499 okunma
8/10
·280 syf.··
2026 45. kitabı
.Herkese merhaba! Bugün sizlere, 26’dan fazla dile çevrilen ve birçok ödüle layık görülen Yabanmersini Toplayıcıları kitabıyla geldim. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu kitabın aldığı övgüleri ve ödülleri sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. Okurken hem karakterlere hem de anlatılan döneme öyle güçlü bir şekilde bağlandım ki kitap bittiğinde uzun süre etkisinden çıkamadım. Hikâye bizi 1962 yılına götürüyor. Kanada’ya yaban mersini toplamak için gelen Mi’kmaq bir ailenin yaşamına tanık oluyoruz. Ailenin en küçük kızı olan dört yaşındaki Ruthie bir gün ortadan kayboluyor. Ruthie’yi en son gören kişi ise ağabeyi Joe. Bu kayboluş yalnızca bir çocuğun değil, bütün bir ailenin hayatını değiştiriyor. Roman boyunca Joe’nun gözünden ailesinin yaşadığı acıyı, kaybın yıllar boyunca bıraktığı izleri ve bir türlü kapanmayan yaraları okuyoruz. Bölüm bölüm ilerleyen anlatım sayesinde hem geçmişe hem de geleceğe uzanan bir hikâyenin parçaları yavaş yavaş birleşiyor. Bir yandan da Norma’yı tanıyoruz. Varlıklı bir ailede büyümüş olmasına rağmen sevgiden yoksun kalan, ailesine ve geçmişine ait birçok şeyi sorgulamaya başlayan genç bir kız. Çocukluğuna dair fotoğrafların eksikliği, ailesinin anlattıklarıyla gördükleri arasındaki çelişkiler ve içinde büyüyen aidiyet duygusu onu kendi kimliğini araştırmaya itiyor. İşte kitabın beni en çok etkileyen kısmı da burada başladı. Kayıp, aidiyet, kimlik ve aile bağları üzerine kurulu bu hikâye sadece bir çocuğun kayboluşunu anlatmıyor; aynı zamanda susturulmuş bir halkın, görmezden gelinen geçmişin ve yıllar boyunca taşınan acıların da hikâyesini anlatıyor. Akıcı dili, duygusal yoğunluğu ve karakterleriyle beni derinden etkileyen bir kitap oldu. Eğer aile dramaları, geçmişin sırları ve karakter odaklı hikâyeler okumayı seviyorsanız,
Yaban Mersini ToplayıcılarıAmanda Peters · Beyaz Baykuş Yayınları · 2025203 okunma
Toplumun ve Raskolnikov'un Vicdanı...
10/10
·704 syf.··
2026 19. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 20:51
Sevgili okurlar, sevgili yazarlar, sevgili Saint Petersburglular, sevgili Sibiryalılar, sevgili Romalılar... ...Temmuz başlarında çok sıcak bir gün, akşama doğru, genç bir adam “S...…” Sokağı’ndaki bir pansiyonda kiraladığı küçük odasından çıktı ve ağır, kararsız adımlarla “K…” Köprüsü’ne yöneldi... Roman, böyle bir cümle ile başlıyor. Dünya klasiği denince akla gelen ilk eserlerden biri olan Suç ve Ceza ile ilgili inceleme yazıma başlamadan önce spoiler konusunda uyarmak istiyorum. Bu eser bir başyapıt; sadece benim tarafımdan değil, dünya genelinde okur ve eleştirmenler tarafından da bir başyapıt olarak kabul görülmektedir. Sıradan bir insanın bile iç dünyasını okura aktarma konusunda mahir, ehil ve muktedir bir edebiyatçı olan Dostoyevski'nin ustalık dönemi eserleri arasında yer alan Suç ve Ceza; Saint Petersburg’da yaşayan fakir, hastalıklı hukuk öğrencisi Raskolnikov’un işlediği çifte cinayeti konu alıyor. Raskolnikov, okur ile birlikte kitap boyunca kendi ahlak, vicdan ve adalet anlayışını sorguluyor. Raskolnikov'un hastalığı ile alakalı bende bir ikilem olan soruyu sormak istiyorum; Raskolnikov işlediği cinayet yüzünden mi hastalandı yoksa hastalandığı için mi cinayeti işledi? Dostoyevski, kitabın başından itibaren Raskolnikov ile birlikte okuyucuyu tefeci Alyona İvanovna'dan tiksindiriyor ve Raskolnikov'un bu tefeci kadını öldürme planlarını öbek öbek işliyor. Tefeci kafın cinayeti işlendikten sonra beklenmedik bir şekilde tefeci kadının masum üvey kız kardeşi Lizaveta içeri giriyor ve Raskolnikov ardında tanık bırakmamak için onu da öldürmek zorunda kalıyor. İkinci cinayetin ardından Raskolnikov'un ruhsal ve ahlaki değişimi başlıyor. Dostoyevski'nin; çelişkiler, gelgitlerle dolu bir kötü, bir iyi, bir siyah, bir beyaz olan gri karakterimiz Raskolnikov
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,3bin okunma
Reklam
Reklam