Çok sevdim
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
Mutfak / Banana Yoshimoto Nasıl güzel bir eser dostlarrr… İlk yayımlandığı 1987 yılında aldığı ödülleri mi anlatsam, uzun süre boyunca çok satanlar listesindeki yerini korumasını mı söylesem, yoksa içinde barındırdığı kavramların okura hissettirdiği duygulardan mı bahsetsem, gerçekten bilmiyorum. Yolculuğumuz, küçük yaşta anne ve babasını kaybeden Mikage’nin ebeveyn yalnızlığıyla başlıyor. Mikage sonra uzun yıllar birlikte yaşadığı dedesini, sonrasında da çok sevdiği anneannesini kaybeder. Yuichi cenaze sürecinde ortaya çıkan ve sonrasında da daima Mikage’nin yanında olmaya çalışır. Ve Annesi Erikoy’la birlikte… Ya da daha doğru ifadeyle, aslında babası olan Eriko! Burada küçük bir parantez açmak istiyorum. Genellikle hep çok fedakâr annelerden söz ederiz ya, Eriko öyle bir baba ki; eşini kaybettikten sonra oğluna hem babalık hem annelik yapan, son derece fedakâr bir karakter. Spoi vermek istemiyorum, çünkü bunu okurken sizin keşfetmenizi istiyorum. (Çok başka ve büyük bir detay Eriko… Kısa bölümlerde yer almasına rağmen favori karakterlerimden biri oldu :) Karakterlerin birbirleriyle olan sohbetleri, kurdukları bağ, Mikage’nin mutfağa duyduğu sevgi, aşk ve tutku öyle naif bir şekilde işlenmiş ki… Bu zarif örüntünün neresini anlatsam diğer taraf eksik kalacakmış gibi hissediyorum. Üstelik kitapta farklı bir hikâye daha var ki o da ap ayrı her iki hikâye birbirinden farklı ama bir o kadar da etkileyici. Kesinlikle abarttığımı düşünmüyorum ve siz de düşünmeyin. Kitabın aldığı ödülleri, gördüğü ilgiyi düşünürsek hiç haksız sayılmam ve bana göre “kusursuz roman” etiketini de sonuna kadar hak eden bir eser. Yazarın keskin gözlemini ve bunu da böylesine naif bir anlatımla sunmasına hayran olmamak, sadece 128 sayfa içerisinde derin bir anlatımla dostluk, annelik,
1000Kitap
KitchenBanana Yoshimoto · Faber and Faber · 2018810 okunma
8/10
·278 syf.··
2026 91. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 09:49
Yıllardır aşık olduğu adam onu kardeşi olarak görür ve aralarında hiçbir şey olmayacağını 20 yaşında, zor da olsa, kabullenmiştir. Rosie, 27 yaşında l Enzo'nun en yakın arkadaşıdır ve hala ona aşıktır. Teknoloji binasına yapılan saldırı sonrasında kaçırılır ve aylarca tutsak kalır. Ancak binayı imha eden kendisi olduğu için yakınları onun öldüğünü düşünür. Bu sırada Enzo, Rosie'ye karşı olan duygularını netleştirmeye başlamıştır. Herkes onun öldüğünü söylese de Enzo bunu kabul etmez... Bu son kitap, bundan önceki iki kitabı kafamdan sildi. Rosie için düzenlenen cenaze törenini okurken ben de ağladım. Kitabın içeriğini böyle beklemiyordum; araya zorunlu bir ayrılık girmesi beni şaşırttı. Açıkçası ben sürekli yan yana olan iki karakteri okuyacağımızı zannediyordum ama öyle olmadı.Keşke çift oldukları kısmı biraz daha okuyabilseydik, bence o sahneleri az okuduk. Yazar keşke bu kadar kısa kesmeseydi. Kitaplarını neden böyle kısa yazıyor anlamıyorum; uzatılması gereken konuları ve sahneleri uzatmıyor, çok yüzeysel bırakıyor. Oysa bu kitapta daha fazla sahne yazılabilirdi. Enzo'nun Rosie için ağlaması ve çabalaması gibi sahneleri okurken çok duygusallaştım. Yazar o duyguyu bana göre çok güzel aktarmış. Sonuç olarak serinin son kitabını beğendim.
1000Kitap
Saved by a GodMichelle Heard · Independently Published · 02 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Göğe Kadar Sen Kitap Yorumum
9/10
·544 syf.··
Beğendi
·
2026 62. kitabı
“Beklemekten yorulur mu insan sence?” dedi usulca. ‎ ‎“Yorulur.” dedi Menekşe. “Ama seviyorsa vazgeçmez.” ‎ ‎“İşte ben yorulmam.” dedim kararlılıkla. Gözlerim Menekşe'ninkilerle buluştuğunda sesim neredeyse bir fısıltıya dönüşmüştü. “Ben beklemeyi de severim. Sonunda o varsa, o yola da tamamım…” ‎ ‎Merhabalar canlarım. 🩷 ‎ ‎Ben geldim ve bugün sizlere daha önce platform üzerinden büyük bir keyifle okuduğum, basıldıktan sonra da elime alıp aynı heyecanla yeniden okuduğum o kitapla geldim. ‎ ‎Gizem Toprak'tan Göğe Kadar Sen ile sizlerleyim. ‎ ‎Dağhan İdris Tüfekçi, yıllar önce kalbinde paramparça bir aşk ve cebinde, daha doğmadan sevdiği kadın tarafından aldırıldığına inandığı bir bebeğin ultrason fotoğrafıyla çok sevdiği şehri Artvin'i terk eder. Çocukluk hayali olan askerlik mesleğini yapmak için Iğdır'a gider ve tam yedi yıl boyunca Artvin'e geri dönmez. Üstelik bir daha dönmemeye de kararlıdır. ‎ ‎Ta ki çok sevdiği amcasının ölüm haberini alana kadar… ‎ ‎Bu haber hem onu derinden sarsar hem de geçmişinin hâlâ çok sıcak olduğu o şehre geri dönmek zorunda bırakır. ‎ ‎Ancak Dağhan'ı sadece bir cenaze değil, yıllar önce geride bıraktığı bir kadın ve inandığı bütün gerçekleri altüst edecek bir geçmiş bekliyordur. ‎ ‎Zülal ise tam yedi yıl boyunca sevdiği adamı beklemiştir. Onu sadece bir kez görebilmek için cenaze evine gider ama karşısına çıkan kişi, yedi yıl önce bıraktığı Dağhan değildir. ‎ ‎Artık gözlerinde ve kalbinde büyük bir kırgınlık ve soğukluk taşıyan bir adam vardır. ‎ ‎Her hareketi Zülal'i yaralasa da ona her şeyi anlatmak ister. Bu yüzden Dağhan'ı yıllar önce ayrıldıkları ve buluşma noktaları olan Taşköprü'ye çağırır. Fakat Dağhan gitmez. Çünkü Zülal ile konuşacak hiçbir şeyinin kalmadığını düşünmektedir. ‎ ‎Zülal saatlerce bekler ve sonunda geri döner.
Göğe Kadar SenGizem Topak · Dokuz Yayınları · 202661 okunma
Puan vermedi·236 syf.··
2026 427. kitabı
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş (As Intermitências da Morte), Nobel ödüllü Portekizli yazar José Saramago’nun felsefi derinliği ve kara mizahı harmanladığı, insanlığın en büyük arzularından biri olan ölümsüzlüğü sarsıcı bir paradigmaya dönüştüren dahi işi bir romanıdır. Kendine has noktalama işaretleri içermeyen, kesintisiz ve akıcı anlatımıyla tanınan yazar, bu eserinde de toplumsal ve kurumsal refleksleri harika bir alegoriyle eleştirir. Hikaye, adı belirtilmeyen bir ülkede, 1 Ocak günü itibariyle artık hiç kimsenin ölmemesiyle başlar. Kazalar, ağır hastalıklar ve yaşlılık devam etmekte, insanlar ölümün kıyısına kadar gelmekte ama bir türlü son nefeslerini verememektedir. Başlangıçta bu durum büyük bir coşku ve ebedi hayatın zaferi olarak kutlansa da, çok geçmeden madalyonun diğer yüzü açığa çıkar. Nüfus durmaksızın artarken hastaneler, huzurevleri ve bakım evleri dolup taşar; cenaze levazımatçıları iflasın eşiğine gelir, kilise ölüm olmadan dirilişin ve inancın bir anlamı kalmadığını fark ederek büyük bir kriz yaşar ve devletin emeklilik sistemi çöker. Ölümsüzlük, insanlık için bir ödülden ziyade, içinden çıkılmaz kaotik bir kabusa dönüşür. Romanın ikinci yarısında ise olaylar yön değiştirir ve bizzat Ölüm’ün kendisi bir karakter olarak devreye girer. Bir kadın formuna bürünen Ölüm, insanlara bir mektupla grevine son verdiğini ancak artık daha insancıl bir yöntem uygulayacağını duyurur: Herkese öleceği günü bir hafta önceden mor bir zarfla bildirecektir. Bu durum yeni bir toplumsal histeri yaratırken, Ölüm’ün gönderdiği mektuplardan biri, sıradan bir çelliste her seferinde geri iade edilerek ulaşılamaz. Ölüm, mektubu teslim edemediği bu adamı merak ederek insan dünyasına iner ve hikaye tamamen farklı, sanatsal ve duygusal bir boyuta evrilir. José Saramago, Ölüm Bir
Ölüm Bir Varmış Bir YokmuşJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202015,4bin okunma
SARI NEHİR ÖYKÜSÜ
Puan vermedi·285 syf.··
Beğendi
·
2026 84. kitabı
Bir ölü için toprağa gömülmemek, tam olarak ölmemek demektir. Bu daha ziyade ölümün tamamlanmaması, eksik kalmasıdır. Böyleleri başıboş bir ruh, bir sahipsiz hayalet sayılır. ​Olaylar, yıllar sonra Sarı Nehir’in kıyısına doğduğu yere dönen bir kadınla başlıyor. Onu geri çağıran şey yalnızca bir cenaze değil; kaçmaya çalıştığı çocukluğu ve yarım kalmış duyguları. ​Sayfalar ilerledikçe, Çocukları arasında açıkça ayrım yapan, eşine karşı aşağılayıcı tavrını öldükten sonra bile sürdüren mesafeli bir anne var. Çocuklarınsa bu sertliğe rağmen hâlâ ondan bir zerre sevgi ve onay alabilmek için çabalamaları çok sarsıcı. ​Anneleri tarafından utanç kaynağı gibi anlatılan babadan geriye çok anlamlı bir miras kalıyor; bir tarif defteri. Kardeşler, babalarının hatırasını yaşatmak için birer lokanta açıp bu deftere tutunuyorlar. Ancak annenin bu çabaya bile saçma karşı çıkışı,aile içindeki o bitmeyen çatışmayı çok net gösteriyor. ​Aslında merkezde yalnızca bir ölüm yok; baş karakterin yıllar boyunca babasını savunma çabası da var. Anlatıcı bunun aksini göstermeye; babasının yalnızca hatalarını değil, insanlığını ve geride bıraktığı sevgiyi de görünür kılmaya çalışıyor. Kitaptaki şu satır da bu duyguyu özetliyordu;Onun ruhunu bir şekilde memnun etmek istiyorum. Annem sürekli onun oburluğundan yakınırdı. Şimdi yaşıyor olsaydı onu doyana kadar yedirirdim. ​Beni en çok etkileyen nokta tamamlanamamış YAS... Babanın yıllarca bir mezarının olmayışı, küllerinin taşınması ve anlatıcının ona ait fiziksel bir mezar bulma arayışı, aslında babasının sevgisini savunma mücadelesi Çin kültüründe “Ana Nehir” yani Sarı Nehir, binlerce yıldır medeniyetleri beslediği kadar büyük taşkınlara da neden olmuş gerçek bir nehir. Benim için bu tarihsel anlamı kullanan insanların hayatlarının da nehir gibi bazen
Sarı Nehir ÖyküsüShao Li · Lotus Yayınevi · 20265 okunma
8/10
·224 syf.··
2026 53. kitabı
Merhaba arkadaşlar sizlere güzel bir kitap yorumuyla geldim. . . Gölün kıyısına vuran bir ceset.Kumun üzerinde unutulmuş bir bıçak.Kaan, uzun zamandır görmediği babasını son yolculuğuna uğurlamaya hazırlanırken, bu yasın içinde dile gelmeyen bir şeyler dolaşıyor.Bir öfke. Bir sızı.Bir utanç.Peri’nin çalınmış çocukluğundan geriye kalan utanç.Bu cenaze, yalnızca bir vedaya değil; geçmişin sessizlikle örtülmüş anlarına da çağırıyor onları.Peri de Kaan da, yıllar boyunca söylenmiş yalanları,anlamla yüklenmiş suskunlukları, bilerek kaçırılmış bakışları ve hiç sorulmamış soruları bir bir hatırlıyor.Herkesin bildiği ama kimsenin adını koymadığı aile sırlarını.Çocukluk geri alınabilir mi? Hatırlamak bir yarayı iyileştirir mi, yoksa onu daha görünür mü kılar?Kumlara saplı bir bıçak, geçmişin izlerini kesip atmaya yeter mi?Bu roman, bireysel bir yasın içinden geçerek,çocukluğun korunmamış alanlarını, sınıfsal ve cinsel sömürünün iç içe geçtiği o karanlık eşiği yokluyor.Menekşe Toprak, Peri’de zor bir meseleyi yüksek sesle değil, derinlikli ve edebi bir sezgiyle ele alıyor;okuru, suskunluğun en çok konuştuğu yere davet ediyor.
PeriMenekşe Toprak · Doğan Kitap · 202647 okunma