Nasılını da söylemeniz gerekir. Petrol konusundaki gerçeği bazıları açıkladı defalarca burada ve linç edildi. Az takipçim olmasına güvenerek şu petrol meselesini bir de ben açıklamaya çalışacağım. Bu saldırgan tutumunuz yüzünden gerçeği bile rahatça konuşamıyoruz.
Her şeyden önce şunu netleştirmek gerek: Türkiye, İsrail’e doğrudan petrol satan bir ülke değil. Burada söz konusu olan petrol, Azerbaycan şirketi SOCAR tarafından, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattı aracılığıyla Ceyhan Limanı’na getiriliyor. Buradan da tankerlerle uluslararası piyasalara ulaştırılıyor. İsrail, bu piyasadaki alıcılardan yalnızca biridir. Aynı limandan Hindistan, İtalya, ABD, İspanya gibi birçok ülkeye de petrol sevkiyatı yapılıyor. Türkiye burada petrolün sahibi değil; yalnızca geçiş sağlayan ve ihracat altyapısını sunan bir ülke konumunda.
Bu petrol akışı, uluslararası anlaşmalarla korunuyor. 1999 tarihli Hükümetlerarası Anlaşma (Intergovernmental Agreement – IGA), Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasında imzalanmış, BTC hattının kesintisiz işlemesi teminat altına alınmıştır. Buna ek olarak, Ev Sahibi Ülke Anlaşması (Host Government Agreement – HGA) ile Türkiye, boru hattının işleyişine müdahale etmeyeceğini, hattı güvence altına alacağını ve tarafsız kalacağını taahhüt etmiştir. Bu taahhütler sadece siyasi değil, hukuki bağlayıcılığa da sahiptir. Üstelik bu düzen, Enerji Şartı Antlaşması (Energy Charter Treaty) gibi çok taraflı uluslararası sözleşmelerle desteklenmiştir.
Peki Türkiye bu petrolü kesebilir mi?
Fiilen evet. Boru hattı Türkiye sınırlarından geçiyor ve Ceyhan Limanı da Türkiye topraklarında. Ancak hukuken ve uluslararası yükümlülükler bakımından bu, Türkiye’nin meşru yetkisini aşan bir müdahale olur ve çok ağır sonuçlar doğurur.
Bu tür bir müdahale durumunda Türkiye, hem