Eski özlem duymak zorunda değiliz. Geçmişi kopyalamak yerine bugün için yeni bir çerçeve oluşturabilir,kendi değerlerimiz doğrultusunda yeni bir dil üretebiliriz.
Eğer bonmarşe oyuncağı kafalı fikir öksüzleri, hadisenin müessirine “kör tabiat”, “azgın madde” diye isim takmaya teşebbüs etmeseydi, belki ben de hakiki müessiri kısaca işaret etmek gayretinden müstağni kalacaktım. Zira benim için İlahî kaderi müşahade, Erzincan felaketi kadar âni ve tepeden inme hadiselerde değil, bir toz parçasının sağa sola uçuşunda bile mümkündür.
Facia karşısında bize düşen borç, kaleme ve klişeye sığmayacak kadar derin bir teessürü peçeliyen eşsiz bir vakar ve irade çehresiyle, gelmiş ve gelecek her felakete karşı beşeri kadro içindeki her tedbiri almaktır.
Yaratmak, türkçede Allahın fiillerine verilen isimdir. Yani yoktan varetme fiiline. Allaha inanmak mecburi değil, fakat her kelimeyi ifade ettiği mânada kullanmak mecburi. Allaha inanan, kelimeyi hakiki manasiyle ve hakiki mevzuunda kullanır, inanmayansa zaten inanmadığı bu fiili hiç isimlendirmez.