Demir Zambak
"İnsan bazı ölüleri yıllarca omuzlarında taşıyordu ve Güntekin'in omuzlarında birden fazla ceset vardı." -Güntekin Agâh Loresima
"Herkesin içinde bir ceset var; onu gömmek için gözlerimizi kapatıyoruz."
Reklam
Bir gün kızım, 'Anne, sen gençken neler yapıyordun?' diye sorarsa, 'Ceset inceliyordum.' diyeceğim 🤗
Selahattin ​Enis, Zaniyeler’de Şişli salonlarını ve Mütareke aristokrasisini masaya yatırmıştı. Erkek Kızlar’da ise projektörünü erken Cumhuriyet’in en kutsal kurumsal mekânlarından birine; modernleşmenin ve yeni kadının inşa dairesi olan "Mektep"e (Kız Okulu) çevirir. Resmi ideoloji ve anaakım edebiyat için kız okulları, cehaletin yıkıldığı, asri ve faziletli "cumhuriyet annelerinin" yetiştiği birer aydınlanma yuvasıdır. Enis ise bu sterilliği ilk satırdan itibaren yırtar. Koridordaki kızlar "ateş konulmuş bir su tenceresi gibi fıkırdayarak kaynamakta", çorap bağlarının arasından paralar çıkmakta, elektrik kesintileri gizli günahların emniyet supabı olmaktadır. Selma karakterinin sınıf arkadaşlarına (Zehra, Müberra, Hasibe) yönelik tahlili, Zaniyeler’deki aydın eleştirisinin okul sırasındaki provasıdır. Dışarıdan "zahide" (dindar/ahlaklı) ya da "en terbiyeli" görünen kızların cepleri aşık nameleriyle doludur; müdireye yaranmaya çalışan Hasibe ise güce tapan oportünist aydının erken dönem prototipidir. Enis, çürümenin mekândan bağımsız, sistemik bir salgın (frengi gibi) olduğunu ilan eder. Öykünün sonunda Selma, sevgilisi Müzehher’in çantasında kendi annesinin aşk mektubunu bulur. Anne, kızının kadın sevgilisine göz koymuş ve kızının evde olmadığı günleri kollayan bir "zaniye"ye dönüşmüştür. Bu tekinsiz ve ensestiyöz kırılma, Enis’in sadece Şişli salonlarına değil, taşranın veya geleneğin sığındığı o "kutsal aile" mitine de zerre kadar güvenmediğini gösterir. Anne figürü (geleneğin, ahlakın ve şefkatin koruyucusu), kızının gayri-tabii (Enis'in deyimiyle) ilişkisine ortak ve rakip olmuştur. Burada Enis’in anlatıcı sesi ahlakçı bir tonda kalsa da, kurgusal dehası ahlakçılığın ötesinde mutlak bir nihilizme varır. Sığınacak hiçbir temiz köşe, arkasına yaslanılacak hiçbir
Edebiyat
Selahattin Enis, Nahid Sırrı Örik gibi, neye baksa aynı çürümeyi gören o muazzam ve tehlikeli "monoman" bakışa sahipti. Bize nihilizm ve ahlakçılık arasında sıkışmış bir dünya sunarken, onun bu karanlık metinlerini bugün sansürsüzce okuyabilen ve bu kapalı sistemi dışarıdan analiz edebilen bizlerin varlığı, o "Üçüncü Yolun" (yani soruyu sormaya devam etme kapasitesinin) hâlâ canlı olduğunun en büyük kanıtıdır. Selahattin Enis’in 1930’dan sonra bir anda silinmesi ve 1937’de tefrika edilmek üzere gazete matbaasına bıraktığı romanının adının "Morg" olması, edebiyat sosyolojisi açısından bir tesadüf olamayacak kadar manidardır. 1930’lar Türkiye’si, kadrosuyla, inkılaplarıyla, coşkulu marşlarıyla ve parıldayan geleceğiyle "dinamik ve canlı" bir ulus inşası sürecindedir. Böyle bir atmosferde, topluma sürekli bir "ceset" olduğunu hatırlatan, hakikati morg masasında arayan bir yazarın matbaalarda romanının "kaybolması" (ya da kaybettirilmesi) yapısal bir zorunluluktur. Sistem, kendi morgunu kapatmış, patoloğunu da emekli etmiştir. 1942’deki son öyküsünün adının “Sönen Bir Güneş” olması ise, Enis’in bir devrin kapandığını ve kendisinin o karanlık, ışıksız maziye ait bir gölge olarak kalacağını bildiğinin edebi vasiyetidir.
Edebiyat
(Rüya) (Mafya Lideri dağ gibi kokaini önüne yığmış,neredeyse tamamını bitirmişti. Bir kadını ve çocuklarını öldürmemek için döktüğü kan başına bela olmuştu. İhtişamlı villasının dört bir yanını silahlı adamlar çevirmişti. Mafya Liderinin bir güvenliği yoktu -kimseye de güvenmezdi- Dış bölgede adamları vardı ancak güvenlik monitörü odasındaydı -oturduğu masanın yanı başındaydı- kameraları her zaman o kontrol ederdi ve ağır Narsist bir adamdı.Kameralara baktı ve bir sürü ceset gördü, katillerin hızla yukarı çıktığını fark etti. Kapısının önünde duruyorlar içeri girmek için hazırlanıyorlardı.Hışımla ayağa kalktı yüzünde korkudan eser yoktu ve siyah bir dolaba sarıldı.) Mafya Lideri (Bir gözü güvenlik monitöründeydi): Demek kellemi almaya geldiniz -adamlarımı da indirmişsiniz- Sanırım Aslanla oynaşmak istiyorsunuz. Cehenneme hoş geldiniz.) (Eline ağır uzun namlulu bir tüfek aldı. (Tüfeğin iki haznesi vardı biri ağır atış içindi (Patlayıcı) diğeri ise seri atış için.) (Kapıyı havaya uçurdu ordu yerli bir oldu,herkes kanlar içinde yatıyordu. Öfkeyle yürüyerek taramaya başladı.) Mafya Lideri(Ateş ederek ilerler):ASLANLA MI OYNAMAK İSTİYORSUNUZ REZİL PATRONUNUZA KAÇ KERE KADINLAR VE ÇOCUKLAR OLMAZ DEDİM BİN KERE SÖYLEDİM KAZANDIRDIĞINIZ SERVETİN AMINA KOYAYIM KADIN VE ÇOCUK ÖLDÜRÜR MÜYÜM BEN HE KİMİM BEN UNUTTUNUZ MU ? HİÇ DÜŞÜNMEDİNİZ Mİ BELİNE SİLAH KOYUP DÜŞMAN TEMİZLETTİĞİMİZ CANİ GÜNÜN BİRİNDE BİZİ DE TEMİZLER DİYE SAVAŞMAK İSTİYORSANIZ SAVAŞIRIZ BU İŞİN EN TEHLİKELİSİNE ÇATTINIZ DEMEK BENİ BİTİRMEK İSTİYORSUNUZ (Kapıdan çıktı ve kolundan vuruldu ancak silahı bırakmadı ve merdiveni taramaya başladı. Katiller kan içinde kaldı. Mafya lideri de kanıyordu ancak mücadeleyi bırakmıyordu.) (Bir masaya doğru siper aldı. Kan içinde kalmış son nefesini vermek üzereydi.
Edebiyat
Reklam
Reklam