Anlamlar ruha benzer; sözcükler de bedene benzer. Zira anlamı olmayan her sözcük ruhu olmayan ceset gibidir. Nefsin fikrinde sözcüğü olmayan her anlam bedeni olmayan ruh gibidir.
Sayfa 37
Devlet öyle bir binadır ki çöktüğü zaman altında sadece halk kalır. Yıkıntılarının arasından çıkan tek ceset, halka ait olandır.
Sayfa 187·Kitabı okuyor
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
​"Ah! Birkaç saat önce hâlâ bir insan olan ben, şimdi bir nesne, bir ceset, bir hiçim."
Alıntı
Sen beni görüyordun, ben senin gözlerinde katı bir maddeydim, elle tutulabilir bir madde; hareketlerim ve ruh hallerim senin gözünde sınırları ve yapısı belli, bilinen bir ana maddenin değişen şartlarından ibaretti. Bu ana maddeyi sen benim aracılığımla tanımıştın, sana sözcüklerimle onu ben anlatmış, tarif etmiştim sana, sana bilmediğim gerçeklerimi fısıldamıştım ve sen bu gerçeklerle, o gerçeklerin ardında gizli maddeyi görebilmiştin. Ama gene de onu gören sendin, ben yalnızca senin, o ben'i görebildiğini görüyordum. Bir zamanlar sen, kendi tanıdığım ben'le bendeki saklı ben arasında bir uzlaştırıcı ve bunun için de benim gözümde dünyadaki en değerli, en vazgeçilmez varlıktın. Sen beni, olduğum gibi, hayır, olmayı istediğim gibi, sağlam, dengeli ve yalın bir varlık olarak görebiliyordun. Çünkü, sonunda, ben varım, var olmakta devam ediyorum, varlığımı hissetmesem de varım; insanın kendinde yalnızca böylesine kanıtsız bir kesinlik, böylesine maddesiz bir gurur bulması, yalnızca bunları bulması kadar öldürücü bir azap olamaz. O zaman anladım ki, insanın kendine erişebilmesi için, bir başkasının yargısından, bir başkasının nefretinden başka yol yoktur. Bir başkasının sevgisi de olabilirdi, ama sevginin yeri yoktu burada. Bu keşfim için kendimi sana her zaman borçlu hissettim Mathieu. Bugün, ilişkimize ne ad verdiğini bilmiyorum. Dostluk demiyorsun sanırım, ama nefret de diyemezsin. Diyelim ki aramızda bir ceset var: benim cesedim.
Ey, bu toprakta birer na'ş-ı perîşân (Perişan ceset) bırakıp Yükselen mevkib-i ervâh! (Ruhlar alayı) Sakın arza (yeryüzü, toprak) bakıp Sanmayın: Şevk-i şehâdetle (Şehit olma isteği) coşan bir kan var... Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var! Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdârımıza! (Pis yüz) Tükürün: Belki biraz duygu gelir ârımıza! Tükürün cebhe-i lâkaydına (İlgisiz cephe) Şark'ın, tükürün! Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün! Tükürün, milleti alçakça vuran darbelere! Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere! Tükürün Ehl-i Salîb'in (Hristiyan) o hayâsız yüzüne! Tükürün, onların asla güvenilmez sözüne! Medeniyyet denilen maskara mahlûku görün: Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!
Sayfa 154·Kitabı okuyor
Devlet öyle bir binadır ki çöktüğü zaman altında sadece halk kalır. Yıkıntılarının arasından çıkan tek ceset, halka ait olandır. Devleti yönetenlerse hayatta kalmak için pazarlık yapar. Buna, can pazarlığı denir. Mide bulandıran bir alışveriştir. Tanık olanı iğrendirir. Pazarlık kokusu, yapanın üzerine öyle bir siner ki yedi sülalesi burnunu tıkar.
Alıntı