Mo Ran yavaşça gözlerini açtı. Tabut, hafızasındaki tabutla aynıydı, Kunlun'un kara karından yapılmış, parlak ve yarı saydamdı, yüzeyinden donmuş sis iplikleri akıyordu. Sadece bu sefer, içinde yatan ceset Chu Wanning'e aitti.
Ama ona haram olmanın zorluğu, yanımda şakalar yaparken, küçükken olduğu gibi ona eşlik edip kahkahalar atamamak, büyümüş, olgunlaşmış biri gibi davranmak, ayaklı ceset olmaktan farksızdı.
Çok ürkütücü bir manzaraydı bu: Gece yarısı aydınlık bir kilise, tam ortasında bir ceset ve etrafta canlı namına tek bir insan… Filozof korkusunu bastırmak için farklı telden şarkılar söylüyordu. Fakat tabuta ne zaman gözü çarpsa elinde olmadan, “Ya doğruluverirse?”diyordu.
"Bir ölü gördüğümde,ölümü bir gidiş anına benzetirim.Ceset ise üzerimizden çıkarttığımız giysileri hatırlatır bana. İçimizden biri çekip gitmiş,hem de en benzersiz,en biricik giysisini yanına bile almadan.."