Beş bin kişi! Tam beş bin kişi...Kadın erkek, çoluk çocuk, yaralı ya da ölmek üzere binlerce insan...ve yığınlarca ceset...Kurşunların, bıçakların açtığı yaraları kanayarak ağır ağır ölenler...Lime lime kesilmiş kadınlar...Karınları deşilmiş, bağırsakları dışarda erkekler...Gözleri yuvalarından fırlamış, şok geçiren bebeler...Defalarca tecavüze uğradıkları için bacaklarının arasından kan sızan genç kızlar...Kurşun ıskalamış ama sonuçta kalp krizinden ölmüş ihtiyarlar...Dili tutulmuşlar...Aklını kaybetmişler...
" Karşımızda ne var, söyleyeyim. Karşımızda korkunç bir katil ile sınırsız bir acının izlerini taşıyan soluk, büzülmüş ve ürkütücü bir ceset var. Yüz kilometre öteden bile buram buram çılgınlık kokan bir şey. Şimdilik, bu bizim sırrımız. Olayı çözümlememiz için birkaç saatimiz var. Sonra basın işe karışacak, baskılar artacak, duygular konuşacak. Kafanı toparla. Kâbusun içine dal. İçinde iyi olan ne varsa, bu işe ver. Kötülüğün yüzünü ancak öyle görebiliriz. "
Bir evdim yangından arta kalan,
içinde bazen katiller uyuyan,
bitmez tükenmez cezaları,
kırlara sürmeden önce onları;
bir kent gibiydim deniz kıyısında
salgın bir hastalığın tehdidinde
bir ceset kadar ağır
çocukların ellerinde sallanan
Cenaze töreninin ortasında duran insanları izledim; tabuttaki ceset gülümsüyordu, yaşlı hanımlar hıçkırıyordu ve insanlar müziği değiştirmek için durdular.
Hepimizin bastığı yerde bir ceset var. Hepimizin altında bir ölü var. İnsanlık gömdüğü yakınlarının üzerinde yürüyor. İnsanlık ölümün üstünde duruyor. Koşuyor, spor yapıyor…
Ve artık insanlık bir karar vermeli. Ya cenazelerde ağlamayacak ölülerine ya da üzerine basmayacak, sevdiklerinin cesetlerinin beslediği toprağın!