Gerçek olan bir şey var ki o da bütün farklılıklara rağmen müziğin oktavdan başka da evrensel yanları olduğu. Bu soruya en iyi yanıtı kanımca Max Planck Enstitüsünden araştırmacı Tom Fritz'in elde ettiği sonuçlar veriyor. Fritz eğer müziğin evrensel olan özellikleri varsa bunu tespit etmenin en iyi yolunun, günümüzün müziğini onu hiç duymamış ve modern dünya ile hiçbir irtibatı olma yan insanlara dinletip onların tepkilerini almak olduğunu düşünüyor. Fritz ve arkadaşları böyle bir grubu Kamerun'un kuzeyinde Mandara dağlarında buluyor. Mafa adındaki bu Afrika kabilesi o güne kadar modern dünyanın müziğini hiç duymamış, kabilenin üyeleri hayatlarında hiç radyo dinlememiş fakat müzik onların yaşamlarının önemli bir parçası. Kendi müziklerini her gün barınaklarında, pazar yerinde icra ediyorlar. Demirden ve bir çeşit mumdan yaptıkları flüte benzer ama tek bir ses çıkaran bir müzik aleti kullanıyorlar. Müzikleri tamamen enstrümantal yani şarkı söylemiyorlar. Fritz kabilenin üyelerine Batı müziği kurallarına göre mutluluk, üzüntü ve korku duygularını vurgulayan üç farkli müzik parçası dinletiyor. Yerliler müzikleri dinledikten sonra onlara mutlu, üzgün ve korkmuş bir kadının yüz ifadelerini gösteren fotoğraflar gösterip duydukları müziğin hangi duygu hâlini çağrıştırdığını soruyor. Batı müziğini hayatlarında duymamış olan Mafalar, Batı normlarına göre özel olarak seçilmiş müzikleri dinlediklerinde, parçaları bir Batılının seçeceği fotoğraflarla eşleştiriyorlar. Bir Batılının neşeli olarak niteleyeceği parçayı onlar da neşeli buluyor, bir Batılının hüzünlü diye tanımladığını parçayı onlar da hüzünlü buluyor. Mafalarla elde edilen bu sonuçlar müziğin kültürden etkilenmekle beraber gerçekten evrensel bazı yanları olduğunu kanıtlamış oluyor.
Durmadan dinlenmeden tütün içmesi, huyunun böyle olmasının nedenlerinden biriydi. Çünkü herkes bilir ki, ister karada ister denizde olsun, dünyamızı saran hava, korkunç yoksulluklar içinde ölen sayısız insanların alıp verdikleri soluklarla bozulup berbat olmuştur. Kolera salgınlarında, kimi insanlar ağızlarına kafurulu bir mendil tutarak nasıl gezerlerse, Stubb'ın tütün dumanı da, insanlığın tüm dertlerine karşı bir çeşit mikropkıran yerini tutuyordu.
İnsanlardan kaçanlar nefret edenlerdir aslında. Bu nefretin nedeni, özel kusurlar ya da bencillikten doğan yanılgılar değildir. Daha genel kusurlardır; yani kıskançlık, kötü amaçlı dedikodular, hainlik, zulüm ve bunlara benzer her çeşit kötülük. İnsanlığı gerçekten sevenler, bu tür kötülüklerden öylesine nefret ederler ki, bunları görmektense, bunlarla içli dışlı olmaktansa, toplumdan kaçmayı yeğ tutarlar.
Şimdi her çeşit kötülüğün, zeka oyunu; her çeşit aşağılanmanın ince alaycılık sanıldığı bir çağa geldik. Ancak, her gün damarlarımıza aşırı doz siyah mizah şırınga ederek katlanıyoruz gündelik hayat dedikleri sığlığın derin karanlığına. Hiçbir karanlık o kadar derin değildir. Her şey, herkesin gözü önünde kaybolup gider. Zamanla hayat boşalır, hülyalar tavsar, her şey sıradanlaşır. Hiçbir şey hayatın sıradanlığı kadar acı vermez insana. Çaresizlik, en "resmi" duygumuzdur. Çünkü "Devlet desteklidir. Bütün çaresizliklerimizi devletlere borçlanırız.