Ziver:
- Çavuşum yiyeceğimiz bitiyor, daha sonra ne yiyeceğiz? diye sordu.
- Ağaç kabuklarını, diye cevapladı Faik Çavuş. Bizler Balkan'da savaşırken duyardık; esir alınan arkadaşlarımız kavak ağaçlarının kabuklarım yiyerek açlığa karşı dayanmışlar, gerekirse biz de yeriz...
- Yiyelim de. Kabuğunu kemirecek ağaç yok ki, dedi Ziver.
- Bunlar tükendiler. Kalpleri tükendi. Yarı donuk halde buraya sığındık, biraz daha iyiler ama yapacak bir şey yok... Hem bitlidirler de.
Ziver duyduklarından şaşkına dönerek yine sordu:
- Ne demek tükendiler, kalpleri tükendi ne demek? Genç doktor kapıda bekleşen diğer takım erlerine:
- İçeri girin, dedi. Böylece içerisini bir nebze olsun ısıtınz. Anlatayım. Erzurum'da öğrenmiştim. Bildiklerimi hatırlamak için size de anlatayım.
Bu askerler ilk önce gıdasızlık yüzünden zayıf düşmüşlerdir. Günlerce yürümüşler iyice beslenemeyince zayıflamışlardır ama hep yürümeye zorlanmış, bin bir güçlük içinde kendilerinden üstün bir gayret göstererek yürümüşlerdir. Bunun sonucunda yumruk gibi olan kalpleri daha fazla kan pompalamak için daha hızlı bir şekilde çarpmış durmuştur. Sonra kalpleri büyümüş ve beş on yaş birden yaşlanmışlardır. Erzurum'da bu tür askerlerin yakalandığı hastalığa yaşlılık hastalığı diyorlardı.
İçinden ise, "Kim bilir, kaç baba oğullarını böyle ümitle sokak köşelerinde bekleyecekler. Kayıp oğullarını her gelene geçene soracaklar. Kayıp demek, ölmek demek değil, diye ümitlerini yitirmeyecekler ama oğulları ne yazık ki, asla dönmeyecek..."