"Doyulmaz dünyaya," diye ekledi Hamdullah. "Doymayı sakın bekleme. Sen hep aç kalırsan eğer, belki o zaman doyarsın dünyaya. Zira nefis diri oldukça insanoğlu aç kalmaya mahkumdur!"
Başını kaldırdı, önündeki duvarda celi sülüs hatla yazılı büyük ayeti okudu:
Kim kötülük eder veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.
Bunun, Nisa suresinin 11O'uncu ayeti olduğunu hemen hatırladı. Babasının onu küçük yaşta, daha İstanbul'dayken bir hafız edişine şükretti. Ama hayatında ilk defa bu ayetin bu kadar anlamlı olduğunu düşünüyordu. Ayeti tekrar tekrar okudu. Sanki onu ilk defa okuyordu. Ayetin kazılı olduğu duvarın hemen ardında gürül gürül akan Yeşilırmak'ın tüm günahlarını yıkadığını hissetti. Rahman ve Rahim'e bu şekil de dua etti.
Yelkenci Cevher, Burak Reis'e dönerek, "Bir geminin yelkenleri ve bir kitabın sayfaları akıllı bir insanı istediği her yere götürür, Reis," dedi. "Aslında kitapların sayfaları da yelkenler gibi bembeyazdır, boştur. Onu anlamlı kılan, insanın aklıdır."
"Allah'a hamdeden, başkasına boyun eğer mi? Rahmeti de, cezayı da O'ndan bilen, başkasına el açar mı? Yeryüzünün en dik, en aklıselim sahibi, en yıkılmaz insanları Allah'ın önünde en çok eğilenlerdir. Elif, ademoğludur. O, öyle bir harftir ki, Hayyum, kendi adını onunla başlatmış, Adem'i onunla onurlandırmış, efendimiz Ahmed'e de ondan bir isim bahsetmiştir. Hz. İsave Hz. İbrahimde yine elif'in önderlik ettiği yüce isimler, yüce karakterler olmuşlardır."
"Peki, nokta, elif olur da, elif nokta olmaz mı? Satır, kelimeye, kelime harfe, harf noktaya rücu etmez mi? Eder elbet. Her şey, özünü arar, özünü bulur, özüne döner. Buna da irca derler. İnsanoğlu bedenle başlar, sonra ruhla bütünleşir, yaşama geçer, elbet yaşam da biter sonra beden yine özüne, toprağa döner. Peki ya ruh? O'nun özü nedir?"