Çeto neyarkujê gund bû, dilê wî ketibû keça reîsan.
Kurdî
Polemiğe çekme beni Çeto
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Aklımda tam da böyle kalsın...
Son dönem Türk edebiyatında kendine bambaşka bir yer açıp oraya sessiz sakin kurulmuş bir yazar, Sezgin Kaymaz. Fantastiktir ama kurgu değildir yazdıkları; olağan ile olağanüstü arasındaki sınırda serbestçe gezinir; dili işleyiş biçimi kendiliğinden kusursuz, sezgileri kendiliğinden güçlü; mizahı sahiden en yüksek mertebede işleyen, kendiliğinden kahkahalı yazar… “Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir” ile hayatımıza giren Kaymaz, sekizinci romanı “Kün” ile düşle gerçek arasında sürekli gidip gelen aklımıza, bu suretle de hep karışık olan gönül tahtımıza bir kere daha oturuyor. Kediler gibi birazı burada birazı öteki tarafta olanlara kün, diyor, ol, diyor. Bu sözü ciddiye alıp olasınız tutarsa eğer, koskoca bir kahkahayı da suratınıza patlatıyor. Gel de, deli olma... Hikayemiz X ve Y kromozomunun hikayesiyle başlıyor. Basit bir akıl yürütmeyle, nasıl ki Osmanlı soyunun üçüncü, hadi bilemedin, beşinci kuşaktan itibaren Osmanlı’yla falan ilgisinin kalması gibi, erkeğin de erkekliğinin insanlık tarihinin çok erken bir dönemde teorik olarak, kalmadığının kanıtlanmasıyla başlıyor yani. İyinin ve Kötünün Ötesinde’ye “diyelim ki hakikat dişidir” diye giren Nietzschevari bir giriş yapıyor Kaymaz: “Varlık kadındır. Dişidir yaratım süreci. Tarlayı kaldır at, sabanı nerene sokacaksın bakalım. (…) Erkeğin yok oluşunun geçmişte nasıl tapıyorsa bugün de öyle taptığı öz çükünün elinden gelmesi, tanrısal bir espridir hazar.” İşte böylelikle yapısını, dişil ve eril, iyi ve kötü, olağan ve olağanüstü gibi, insan ruhunu kıyıcı, huzursuzluk verici, çelişkilerle dolu tanrısal ikilikler üzerinden kuran bir hikayeyle karşı karşıya kalıyoruz Kün’de. Önce bir doğum; yani kahramanımız Ömer’in döllenme süreci, sonra bir ölüm; diğer bir kahramanımız Şemsi’nin öldükten sonra bir kere daha
Duygu ve Düşünce
Ömer
Kün Üstad adına münhasır Kün: Ol isimli bu romanında olmaz denilen ne varsa oldurmayı o kadar doğal başarmış ki bittiğinde uzun bir fantastik yolculuktan yeni gelmiş hissi uyandırıyor. Konya-Ankara'da 1950-1960 yılları arasında olaylar gelişiyor. Müthiş bir yöresel şive dönem tasviri var. Hüdai, Ömer, Çeto Delirmek, gerçekliğe verilebilecek en uygun tepkidir. Acı çekmek iyidir, varlığının farkında olmanı sağlar. Senin baktığına herkes bakar, gördüğünü ise bir tek sen görürsün. İnsan, aradığıdır... Baktı ki yok hiç tabipten faide, koştu Sultan yalınayak mescide... Sezgin Kaymaz Kün
1000Kitap
"Cumhuriyeti Türklerle Kürtler beraber kurdular"... bence hiç öyle olmamış gibi. Hadi diğerlerini saymıyorum. Ama "1919 Şeyh Selim İsyanı, 1919-1922 Simko (İsmail Ağa) İsyanı, 11 Mayıs 1919 Ali Batı İsyanı, 21 Mayıs 1919 1. Mahmut Berzenci İsyanı, 20 Mayıs 1920 Cemil Çeto isyanı, 1 Haziran 1920 Milli Aşireti İsyanı, 6 Mart 1921 Koçgiri İsyanı, 4 Eylül 1924 Beytüşşebap İsyanı, 13 Şubat 1925 Şeyh Said İsyanı, 10 Haziran 1925 Nehri İsyanı, 7 Ağustos 1925 Reşkotan-Raman İsyanı, Kasım 1925 1. Sason İsyanı, 16 Mayıs 1926 1. Ağrı İsyanı, 21 Ocak 1926 Hazro İsyanı, 7 Ekim 1926 Koçuşağı İsyanı, 26 Mayıs 1927 Mutki İsyanı, 13 Eylül 1927 2. Ağrı İsyanı, 7 Ekim 1927 Bıcar İsyanı, 6 Temmuz 1929 İt Resul İsyanı, 20 Eylül 1929 Tendürek İsyanı, 26 Mayıs 1930 Savur İsyanı, 20 Haziran 1930 Zilan İsyanı, 21 Temmuz 1930 Oramar İsyanı, 7 Eylül 1930 3. Ağrı İsyanı, 24 Ekim 1930 Pülümür İsyanı, Eylül 1930 2. Mahmut Berzenci İsyanı, Kasım 1931 Şeyh Ahmed Barzani İsyanı, Ocak 1937 2. Sason İsyanı, 21 Mart 1937 Dersim İsyanı." buraya kadar olan kısım hep milli mücadele ve cumhuriyet/inkılap devirlerinin olduğu kısım. Bence o bölgenin bu konuda adanmışlığı ve isteği yoktu. Zamanla eklemlenenler oldu. Ama "Cumhuriyeti Türklerle Kürtler beraber kurdular" demek doğru değil.
Tarih

Poyraz

@Diagrotes_Kantaire
·
Tarihteki Kürt İsyanları
1806 Baban Aşireti'nin Abdurrahman Paşa İsyanı, 1833-1837 Mir Muhammed (Soran) İsyanı, 1838 1. Han Mahmud İsyanı, 1842-1847 2. Han Mahmud İsyanı (Bedirhanla birlikte), 1843-1847 Bedirhan İsyanı, 1855 Yazhan Şer İsyanı, 1878- 1881 Seyh Ubeydullah Nehri İsyanı, 1919 Şeyh Selim İsyanı, 1919-1922 Simko (İsmail Ağa) İsyanı, 11 Mayıs 1919 Ali Batı İsyanı, 21 Mayıs 1919 1. Mahmut Berzenci İsyanı, 20 Mayıs 1920 Cemil Çeto isyanı, 1 Haziran 1920 Milli Aşireti İsyanı, 6 Mart 1921 Koçgiri İsyanı, 4 Eylül 1924 Beytüşşebap İsyanı, 13 Şubat 1925 Şeyh Said İsyanı, 10 Haziran 1925 Nehri İsyanı, 7 Ağustos 1925 Reşkotan-Raman İsyanı, Kasım 1925 1. Sason İsyanı, 16 Mayıs 1926 1. Ağrı İsyanı, 21 Ocak 1926 Hazro İsyanı, 7 Ekim 1926 Koçuşağı İsyanı, 26 Mayıs 1927 Mutki İsyanı, 13 Eylül 1927 2. Ağrı İsyanı, 7 Ekim 1927 Bıcar İsyanı, 6 Temmuz 1929 İt Resul İsyanı, 20 Eylül 1929 Tendürek İsyanı, 26 Mayıs 1930 Savur İsyanı, 20 Haziran 1930 Zilan İsyanı, 21 Temmuz 1930 Oramar İsyanı, 7 Eylül 1930 3. Ağrı İsyanı, 24 Ekim 1930 Pülümür İsyanı, Eylül 1930 2. Mahmut Berzenci İsyanı, Kasım 1931 Şeyh Ahmed Barzani İsyanı, Ocak 1937 2. Sason İsyanı, 21 Mart 1937 Dersim İsyanı.
Sayfa 109 - Toker Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Ağlamıyorum, gözüme hatıralar kaçtı...
Yıllar önce bana bu kitabı İzmir'den hiç tanımadığım ama bir o kadar iyi tanıdığım bir 'dost' göndermişti. O zaman ben İstanbul'da yaşıyordum. Şimdi İzmir'den İstanbul'a geldim ve ölen abimin evinde, yeğenlerimin kitaplarının arasında kendi kitabımı buldum. Yaşadığım duygunun tarifi yok. "Senin olan seni bulur." diyordu sanırım Kafka. Değilse de düzeltmeyin, bazı şeyler de kusurlu kalsın. 😊 Bu cümleye bütün ömrümü sığdırabilirim. Emanetimi aldım, on yıl saklamışlar benim için. Yeniden okurum hem. Ömer'i, Çeto'yu, Aşut'u çok özledim... Kün... Yani ol... Olmak bundan daha fazlası değil. Çok güzel bir gün daha... Kadim dostum İstanbul'un hepinize selamı var... Sezgin Kaymaz Kün