Atatürk kendi fikirlerinin bile doktrinleştirilmesine şiddetle karşıydı: Bunun nedeni, her düşünce sisteminin gelişmeye ihtiyacı olduğunu bilmesi, nihai gerçeği bulduğunu iddia eden her sistemin yalan üzerine kurulmuş olduğunu görmesindendi.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, tüzük tartışmaları yapılırken CHPyi kastederek, "Paşam, bu partinin doktrini yok" diyor. Atatürk'ün cevabı: "Elbette yok çocuğum, Eğer, doktrine gidersek hareketi dondururuz." olmuştur.
Büyük Tarruz, bir yarma, çevirme ve imha savaşı şeklinde planlamıştır. Yani düşmana hattı ve sathı savunma imkanı verilmemiştir.
Atatürk, bu savaş sırasında cebindeki küçük kırmızı kaplı defterine not etmiş, zaferden sonra kendisini Ankara'da karşılayan Ruşen Eşref Ünaydın'a da anlatmıştır. Bu hikaye Atatürk'ün bir bilim adamı yanını o kadar hoş o kadar açık anlatır ki.
Refii Cevat Ulunay, Atatürk Samsun'a gitmeden önce kendisiyle konuştuğunu, Atatürk'ün o zaman kendisine söylediklerini bir delinin hezeyanları olarak yorumladığı için ona cephe aldığını söylemiştir. "Peki, şimdi pişman değil misin? diye sorulduğunda ise, "Hayır, değilim" diye cevap vermiştir. "Çünkü o zaman, Atatürk hariç herkes benim gibi düşünüyordu!" Halbuki Atatürk'ün mantığı ne denli duru ve doğrudur, Nutuk'ta kendisine karşı olanları ima ederek:
Bir an için, bu kararın başarısızlığa duçar olacağını farz edelim! Ne olacaktı? Esaret! Peki Efendim, Diğer karara itaat etmek halinde netice bunun aynı değil miydi!